KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Makarna kesilir, yufka yapılır, tavana tahta asılır üzerine dizilir. Evlerde Ramazan temizliği yapılır; etraf silip süpürülür, bahçe temizlenir. Hatta bazıları Ramazan ayı gelmeden bakır sahanları, kazanları, tasları kalay yaptırırdı.
Yaşlılar arasında bir tartışma da başlardı: Ramazan şu gün başlar, bugün başlar diye. Bu sebeple bazı aileler bir gün önce başlarlar oruca, bir gün önce bitirir. Bu konuda yüksek tepelerde akşam üzeri ince karpuz dilimi ayın yani hilalin görünmesini gözleyenler bile vardır. Hilali gören olursa yetkili kişiye "hilali gördüm" der ve Ramazan orucu başlar. İlk hilali gören mutlaka yemin eder. O zaman ikindi namazı sonrası Sarıtaş (Salari) tepesinde üç kez top atılır. Trabzon'da top Boztepe'de atılırdı.
Akçaabat'ta top atmakla görevli Belediye elemanı Helim Aga'ydı. Oruç açmak için Ramazan topunu beklersin. Akşama namazı vakti topu Helim Aga atar. Bakarsın Yeni Cami'de Eyüp Hoca, Ak Camide Nuh Hafız ezan okur. Orta Mahalle'de Hafız güzel ezan okur, minare ışıklarını yakardı. Bazı kişiler topun sesini duymaz minare ışıkları yanmışsa ''top atıldı ''der, sofraya otururlar.
Top atılma saatleri mahallenin bütün çocukları bahçede topun atışını beklerler. Önce Boztepe'ye döner gözleri, sonra Sarıtaş Tepelerine. Boztepe'de atılan topun önce ateşi görülür, az sonra sesi gelirdi. Daha sonra Akçaabat'ta top atılırdı. Önce duman içinden ateş çıkar, sonra "buuum" diye bir ses. Bu ses hava iyiyse Ağaçlı'dan, Yalıköy’den, Mersin'den duyulurdu. Hatta Çarşıbaşı'nın bazı köyleri Akçaabat'ta atılan topun sesini duyunca oruç açarlardı. Çocuklar Trabzon'da top atıldığını görünce hep bir ağızdan yüksek sesle bağırırlardı. “Helim Aga bum. Trabzon attı sen de at. Helim Aga bum.” Topun atılmasını, bir tiyatro eseri izler gibi heyecanla izler, top atılınca koşarak eve girerlerdi.
Top bir de "sahur vakti" atılırdı. Bu top sesini duyan evin kadınları mutfağa koşar, sahur masası hazırlardı. Sahur vakti yemek masasının değişmezleri arasında başta yufka tavası, lavaş, güllaç, kayısı veya üzüm hoşafı, sütlaç, pilav olurdu.
Akçaabat'ta davulla sahura kaldırma adeti yoktu. Bir ara birkaç genç buna yeltendi fakat tutmadı. Yani Akçaabat sokaklarında “Ramazan geldi hoş geldi” manileri çok söylenmedi.
İftar sonrası namazlar kılınır; evin yaşlıları, erkek kadın en yakın camiye teravih namazı kılmaya giderlerdi. Teravih Namazı sonrası caminin mektebinde hasır iskemlelere oturulur, yaşlılar kahve içer sohbet ederlerdi. Gençler, yaşlılar gittikten sonra onların yerini alır, asıl cümbüş o zaman başlardı. Mahalleler arası yüzük (fincan oyunu) başlar. Tavana bir sele asılır, kazanan o sele içindeki çikolata, şeker, karamele gibi tatlı şekerlemeleri yerlerdi.
Yüzük oyunu oynanırken karşı tarafı kızdırmak için tekerlemeler, maniler söylenirdi: “Erese merese.........bir fincan vurursa. Kınkıla sarı sandal kırkına.”, “Açtılar açtılar bulamadiler şaştiler.”, “Şu karşıda bir inek böğürdü, gidin bakın ne doğurdu............İçti bir bakraç yoğurdu. Aradı bulmadı. Habundadır ha şunda, tablada fincan altında.” Yüzük fincanlar arasında aranır. İki defa bunda (vurma hakkı) vardır deme hakki vardır. Bulamazsa bir sayı karşı tarafa yazar. İsterse “boş” diyerek fincanları kaldırabilir. İki fincan kalmışsa, yüzük o fincanların altındadır. Bu sefer “canlı yakaladım” denilir.
Gençler, sadece yüzük oynamazlar, bazıları da “cehennem” denen bir oyun oynar. Geç vakitte tombala çekilir. Çoğu genç, tombala çekme saatini bekler. Bu ara oyun oynayanlara mektebi çalıştıran Mehmet Amca çay, kahve veya elma verir. Elbette parasını da alır.
Ramazan günleri, iftar vakti yaklaşınca her evde işler kızışır. Bacalardan duman tüter. Havan, çanak, çömlek sesleri artar. Yemek kokuları sokaklara yayılır. Kimi anneler çocuklarına kızar. “Çekil başımdan, oruç başıma vurdu.” der. Öfkelenir. Çarşı içinde fırınların önünde kuyruklar başlar. Pide kokuları çarşıya yayılır, iştah açar. Esnaf iftariyeliklerini dükkânın dışına çıkarır. Tahtadan pekmez külekleri boy boy sıralanır. Helvacılar helva kavurur, çeşit çeşit helvalar. Helvalar karşında aç aç yutkunanlar olur. Bazı fırınlarda ev börekleri pişer, akşam üzeri çocuklar bu börekleri alır eve götürür. Güveçlerin bazılarının suyu fırına akar, bazı güveçler karışır, bazı güveç az pişer. Fırıncının başı dumanlıdır.
Ramazan asıl yüzünü iftar vakti, cemaat teravihten çıkınca, mahalle mekteplerinde sahur beklenince gösterir. Ramazan’da en çok yorulanlar fırında çalışan işçilerdir. Hele Ramazan yaza gelmişse fırın karşısında ekmek gibi pişer, sırtlarından terler çıkar.
Ramazan geceleri en çok haraketli olan üç mahalle mektebi vardır: Nefsipulathane (Kıranba), Orta Mahalle, Dürbinar. Bu mahalle gençleri diğer mahalle mektebine gider hoş beş edilir ve yüzük oyunu başlar. Zaman zaman “eşek şakaları” da yapılmaz değil. Kiminin sandalyesi altına çat çat atılır, kimi gizlice oturduğu iskemleye habersizce bağlanır. Ayağa kalkınca iskemle peşinden gelir. Bu şakalar yapılınca mahalle kahvesinde kahkahalar patlar. Yakın evde oturanlar veya mahalle muhtarı gece vakti gelir gençleri uyarır.
Ramazan geceleri şehirde sinemalar iki filim birden oynatır. Sinemadan çıkan mutlaka mahalle kahvesine uğramadan evine gitmez.
Ramazanlarda şehirde nadiren Hacivat, Karagöz oynatan olurdu. Bir de cambaz gelirdi Hamam Çimeni'ne. Ramazan’da gündüz bir eğlence de İstiklal Caddesi’nde, esnafların iftara yakın cadde üzerinde oynadıkları ceviz oyunuydu. O yıllar günde iki üç araba geçerdi buradan. Hatta çift kale maç bile yaparlardı bu cadde üzerinde esnaflar.
Şimdiki Ramazanların sanki biraz tadı değişti. Bakıyorum tek kalan toplu iftar yemekleri. O da ilginç geliyor bana. Zenginler otellerde, lüks yerlerde, yoksullar yemek çadırında kuyrukta. Sanki Ramazan inceliği ve nezaketi biraz bozulmuş. Ama yine de Ramazan tadı şehirlerde köylerde var. Değişmemesi gerekenler, azıcık değişmiş olsa da. Sıcak insani ilişkiler yine devam ediyor. Ona da şükür. Herkese hayırlı Ramazan günleri.