Mehmet Salih KÖSE
ÖĞRETMEN
İster şair ol ister avukat, doktor. İster mühendis ol ister çiftçi ister işçi. İster köylü ol ister kentli.
KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Hepimizin mutlaka bir öğretmeni olmuştur. Bize "namuslu işler yapın" diyen ve güzel bir inancın olsun, insanlara faydan dokunsun diyen örnek öğretmenlerin olmuştur.
Aslına bakarsanız, hüner öğretmende değil; onları yetiştiren bir önceki öğretmende. Her öğretmene bir önceki öğretmen öğretmiştir, şarkıların en güzelini. Bilim yolunda yürümeyi, çocukları sevmeyi. Akıllarıyla, kalemleriyle çıktılar yollara; güzellikler bıraktılar geçtikleri sokaklara, köylere, dağlara.
Sizler “bugün ne kazandım” diye düşünürken, öğretmen çıkarır kar altında unutulmuş umutları. Kör kuyularda bulur, umutları, sevinçleri, yarınları. Öğretmenlerin farklı olur dünyaları. Asla satmazlar çocuk ve gençlik sevgisini ne paranın sıcaklığına ne de alkış sesine. Tek sermayeleridir çocuk gülümsemeleri.
Sizler, evlerinizde mışıl mışıl uyurken öğretmen düşünür soğuk bir geceyi. Gecenin içinde umutsuzluğa gömülmüş evler; yamalı bir yorganın altında kaç çocuk üşüyor, kaç çocuk aç yattı bu soğuk gece? Onları da düşünür öğretmen. O çocuklar yarın nasıl adam olacak? Rahat ve mutlu bir hayat sürecek, onun planını yapar, sabaha kadar öğretmen. Her öğretmen, yetiştirdiği, eğittiği bir çocuğu güzel yerlerde, güzel işler başardığını görünce o an şarkı söyler gibi sevinçten ölebilir."
Peki, neden bunları yazdım şimdi?
Son iki üç ay, eğitimi, öğretmeni konuştu büyük büyük adamlar. Yazdı gazeteler, gösterdi televizyonlar. Sosyal medyada iyi yazanlar da oldu, çirkin söz söyleyen de... Ben takip ettim. Önüme düşeni okudum, yanlış cümlelerin ve sözlerin sancısını taşıdım içimde. Hele dövülen, şehit edilen öğretmenlerin isimlerini duydum, acıları yüreğimin kıyılarına vurdu. Öğretmeni hor gören gözlere, duyguya, düşünceye, eğitimi bilmezlere birkaç söz söylemek geçti içimden. Hele şu siyaset adına konuşan diplomalı cahillerin, ucundan zehir damlayan sözlerini, şamar yapıp vurmak isterdim yüzlerine. Bu tipler düşüktür benim nazarımda. Onları ışığa çamur sıvayanlar olarak görürüm. Hiçbir kelimeleri tek kuruş etmez benim nazarımda. Öğretmene söz söylenince, el kaldırılınca sanki damarlarım yanıyor.
Biliyorum şimdi soracaksınız nasıl öğretmenleri anlatıyorsun? Hiç bulunmaz mı öğretmenler arasında karpuz gibi kabak çıkan? Olur, ama oransal olarak azınlıktadır onlar. Sen, hiç unutulmuş bir öğretmenle konuştun mu dağ köylerinde? Dahası sen, hiç elinden misketleri alınmış bir çocuğun göz yaşını sildin mi? Burnu akan bir çocuğun burnunu cebinden çıkardığın beyaz mendilinle temizledin mi? Türküler, şarkılar, marşlar söyledin mi çocuklarla? Hele Milli Marşımız söylenirken, yağmur altında durup, marşı sonuna kadar dinleyen bir çocuğun yanaklarından öptün mü?
İşte benim anlatmak istediğim öğretmen, bunları inanarak yapanlar. Karanlığa çizgi çekip,aydınlık merdiven basamaklarından çocuklara bir bir çıkaranlar. Aklıma geliyor işte böyle üç beş öğretmen. Hâlâ kulaklarımda sözleri, gülüşleri, sevgi ile bakışları. Öyle güzel işler yaptılar, öyle örnek oldular ki, kayada yosun, damarda kan gibi hâlâ gönlümde yaşarlar. Şimdi çağırsam, hiçbiri yoklar. Aklıma gelince adları, yüreğim ıslanır, sevgileri bir karanfil gibi büyür. Şunu iyi bilin ki öğretmensiz bir dünya, bir daha dönmeyecek.
Şimdi bakıyorum eğitim dünyasına ve öğretmen milli ordusuna sanki yürüyen umutsuzluk. Halbuki hâlâ onların umutları var, istekleri var, papatyaları büyütmek, karanlığı yok etmek için.
Bilmiyorum; Trabzon Milli Eğitim Müdürlüğünde Bener Cordan'ın, Muzaffer Tunç'un resimleri duruyor mu o binada? Nemlioğlu Konağı'na yolu düşenler Rıfkı Yazıcı, Can Bali, Aga Remzi, Rasim Şimşek, Kemal Ülker, Ahmet Kukul, Nazmi Uzun, Hilmi Şeşen, Kadı Burhanettin kim diye soruyorlar mı?
Akçaabat Lisesi’nde Ahmet Kukul, Haydar Kenan Gedikoğlu, Mahmut Hoca, Hüsnü Küçükahmetoğlu, Nurullah Eyüpoğlu, Yüksel Eyüpoğlu, Aydın Berberoğlu, Mehmet Hanefi Gürcü, Hasan Güney, Nazmiye Karsan Erbay, Afife Ayberk isimleri biliniyor mu?
Gönül isterdi ki Trabzon'da muhteşem bir Eğitim Müzesi kurulsun. Benim saydıklarım, değil görevinde başarılı olmaları, Trabzon eğitimine imza atmış her öğretmenin ismi bulunsun. Öyle bir müze olmalı ki bir şeyler anlatmalı; gezene, görene. Kulak verecek o öğretmenlerin ağzından çıkmış sözlerine. Gezerken her insanın nabız atışları değişmeli. “İşte, bu benim öğretmenim” demeli.
Bizler Türk Öğretmenleriyiz. Anadolu bizden öğrendi, buğdayı un yapmayı, unu hamur, hamuru ekmek. Bizler Anadolu'nun kıraç topraklarına su taşımak için nasır olurdu ayaklarımız. Her ne kadar köy öğretmeni diyerek küçümsenmişsek de bizler; Türkiye için vardık ve var olacağız. Karnımızı bir bardak çay, bir kuru ekmekle doyursak bile, sabırla bu toprakta körpe goncadan, gül açtırmaktır asıl sevdamız. Durmadan usanmadan aydınlığa doğru yürür ve yürütürüz.
İşte onlardan biriydi çocukları çok seven Emin Balta, güler yüzlü Cahit Bostan. Tahta ahşap ve güveli masanın yoksulluğu içinde Nihat Özmen, elinde kitaplar, dilinde şiir Bahattin Cihanoğlu. Salacık'ta oturmuşlar, bir eğitim ordusu kurmuşlar; denizi mavi, toprak anayı verimli kılmışlar. Daha ileride Hasan Sivrikaya ve Yaşar Yılmaz Hoca. Onlar sayesinde uyandı köylerde kitaplar. İçlerinde çiçek gibi çocuk kalbi. Hüsnü Sevim, Yusuf Özmen, Nurettin Özmen, Keleş Özdemir ve daha nice nice güzel öğretmenler. Mekanları cennet olsun. İyi ki vardılar, güzel işlere imza attılar. Onların adı öğretmendir. Karanlıklara şiirler yazarlardı, bembeyaz.
Son söz: Öğretmenliği sevmeyen, bu işi yapmasın.
Öğretmenin sorunlarını görmeyen, sosyal hayatına güzellik getirmeyen, özünde öğretmen sevgisi olmayan, öğretmen üzerinden siyaset oluşturmaya kalkan hiçbir insan olmasın.
Öğretmen işini sever, öğretmenin sorunları çözülür, öğretmene değer verilirse, dünya çiçek bahçesi olur. Hatta tüm savaşlar durur. Şu öğretmene kalkan eller, okul basmalar, öğretmeni hor görme haberleri duyunca içime korkunç acılar doluyor.
Öğretmenlik mesleği en kutsal bir meslektir. Bu mesleği yapanlar da bu mesleğin etik değerlerini göz ardı etmemeli.
