Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 02.03.2026 12:00 Güncelleme: 02.03.2026 12:00

NELERİ KAYBETTİK, NELER UNUTTUK

Zaman çok çabuk geldi geçti. Bu zaman içinde bazı şeyleri kaybettik, bazı şeyleri de unuttuk.


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

Şimdi Ramazan ayı. Mesela bakır sahan içinde komşuya iftar vakti pişirdiğimiz yemekten göndermeyi unuttuk.

Cebimizde beyaz mendil ve küçük bir ayna taşımayı unuttuk. Mahallede oyun kurmayı bile unuttuk. Cami minaresinde tatlı sesi ile ezan okuyan müezzinleri unuttuk. Hafta sonları mahalleye gelip “simit, taze gevrek simit” çığlıklarıyla uyanmayı unuttuk. Öğleden sonra mahalleye gelen dondurmacıdan cam bardaklarla dondurma almayı, hafta sonu çift matine kadınlara oynanan sinema günlerini unuttuk. Topaç çevirmeyi, çember çevirmeyi, kuş lastiğine çatal yapmayı, kâğıttan veya çoraptan top örmeyi, hartamalı uçurtma yapmayı, cızbız oynamayı, pul yığmayı, artist biriktirmeyi, meyve ağaçlarının dibine diken koymayı, cazı gelecek diye kaşıklığa yaban gülü dikeni koymayı da unuttuk.

Yaşamıyor muyuz? Kamyon, otobüs, taksi homurtuları, korna bağırtıları arasında, beton kafeslerde yaşıyoruz.

Avluda keman ve ud çalmayı, beş çaylarını da unuttuk.

Asmadan üzüm toplamayı, dut silkelemeyi, gugarla incir toplamayı, seleyi, sepeti, kazmayı, küreği, orağı, baltayı, ormanda hartama çekmeyi, mısır ekmeği elimize alıp kara yemiş ağacına çıkıp  kara yemiş yemeyi, bostanlıktan bostan koparıp tuzlanmış hamsi ile yemeyi, sarambulayı, gogiyayı, zumuru, lapayı, bakır sahanları, çamaşırları yıkadıktan sonra parlasın diye kül suyundan geçirmeyi Trabzon fanilası örmeyi, borani yapmayı, yufka açmayı, imece usulü yardımlaşmayı, mısırları soyup fırına atmayı, değirmene götürüp fırın kurusu yapmayı  bile unuttuk.

 Askere gönderdiğimiz oğlumuza kına yakmayı, ardından bir maşrapa su dökmeyi, “mektup yazmayı unutma” tembihinde bulunmayı, nişanlı kızın gelen mektubu kaynanasından gizli gizli ilkokula giden çocuklara okutmasını unuttuk.

Mahalleden yabancı insanların araba ile “zart zurt geçmesine” engel olmayı, düğün arabasının önüne ip gerip, bayrak asıp bahşiş istemeyi, patlangoç yapmayı, kamıştan  bibil atmayı, şansınasına yapıp para kazanmayı, mahallede sakız, salı günleri soğuk su satmayı, Hamam Çimeni’nde çamurun içinde ağır toplar ile top oynmayı, kan ter içinde kalıp eve gelince anne ve babamızdan azar işitmeyi, çamurlu formamızı yıkamayı, maça çıkacaksak ayakkabısı olan arkadaşımızdan emanet ayakkabı istemeyi, eşeklerin getirdiği odunu satın alan  anne ve babamıza  “odunları hızarla ben keserim” demeyi, başımızın üzerinde tepsi içinde hamuru pişmesi için fırına götürmeyi, fırından almış olduğumuz iki üç ekmeğin birinin yarısını eve gelirken yolda yemeyi de unuttuk.

Durna Hoca'nın “gıv gıv arabasını” görünce peşinden koşmayı, arkasından asılmayı, bir kızla çekinerek konuşmayı, cep romanı değiştirmeyi, hatıra defterine yazı yazmayı, evi süpürge ile süpürmeyi, değirmene zahire götürmeyi, yağlı ekmek üzerine azıcık şeker dökerek yemeyi unuttuk.

Mangalda kahve pişirmeyi, teknede çamaşır yıkamayı, ibrikle abdest almayı, lahavle ve elhamdülillah demeyi, gaz tenekelerine ve vita kutularına çiçek dikmeyi, bulgur yapmayı, tel fileyi, siyah torbayı, yer sofrasında tahta kaşıkla yemek yemeyi, dastar, kilim, yün çorabı dokumayı unuttuk.

Bakkal amcayı, mahalle mektebini, tulumbayı, çeşmeleri, tütün damlarını, tütün dikmeyi, toplamayı, dizmeyi satmayı, kabanı, güvercinli havuzu, “vara vara, değmesin yağlı boya” diyen hamalları unuttuk.

Şimdi farklı bir zamana uzanıyor gün. Bir söz vardır. Kim söyledi bilmem, söyleyeni ben de unuttum: “Erken başlayan kışta, çakmak taşı ve kav neye yarar?”

Benim yüreğimi acıtan ne biliyor musun dostlar?

Vefayı unuttuk.

Paylaşmayı unuttuk.

Dostları unuttuk.

Sevgiyi, sevdayı unuttuk.

Hepsinden önemlisi sokakta selam vermeyi unuttuk.

Sanki yeni dünya ve insanlık siyaha bürünmüş bir şiirdir. Beyaza bürünmesini bekleriz hüzünle.

Yitirdiğimiz aslında bir kültürdür.

Göz yaşımız bir karanfil veya menekşe olsun tercihimdir.

Selam olsun unutulanlara ve unuttuğumuz günlere.

Selam olsun unutulmayan dostlara.