Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 23.02.2026 14:27 Güncelleme: 23.02.2026 14:27

MUHTEŞEM...

Bir kenti ve insanlarını anlamak ve tanımak için o kentteki sanatsal etkinliklere ve sanatçılara verilen değere bakacaksın.


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

O yöreyi yöneten yerel yöneticilere, yerel yönetimlerin başındaki insanlara bakacaksın. O şehrin kültür ve sanat yaşamında etkin görev almış kişilerin anılarında yer etmiş sanatsal etkinlikleri onlardan dinleyeceksin.

Sonra dönecek Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözünü analiz edeceksin: “Cumhuriyet'in temeli kültür ve fazilettir.”

Ben bu şehirde bugüne kadar getirdim hayatımı. Belki mahalleme, şehrime adanmışlık olarak da görebilirsiniz. Çok yerler gezdim, kasabalardan geçtim, görev yaptığım yerler oldu. Ama beni büyüleyen bu şehrin suyu, bazen sert bazen uyuya dalmış dalgaları, yaylaları kadar sanata bakışı, sanatçıya verdiği değer ve kültürel değerleri oldu.

Zaman zaman bilgisiz ve sanata karşı duyarsız insanlarla karşılaşmadım değil. Onlar da oldu. O tiplerin ayakları altında çiğnedikleri toprak, sert kayalar, dağlar, orman hep rantta yönelik oldu. Onların da zaman zaman sanata ve sanat etkinliklerine, kültür dünyamıza karşı sert ve acımasız eleştirilerini duydum ve üzüldüm.

Gençliğimiz denize bakan eski bir mahallede geçti. Yaz gelince "Akçaabat Gazinosu'na gelen şarkıcıları yol kenarına oturur dinlerdik. Kışın Halk Eğitimi Merkezi’nin salonuna gelen tiyatro eserlerini izlerdik. Artık tesadüf mü yoksa kader mi bilmem, bizim yolumuz da Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü’ne düştü. Türkçe Bölümü öğrencisi olduk. Sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde bir yılı üzerine ekledik adımıza “edebiyat öğretmeni” denildi. Sanata ve edebiyata, bizi okulumuz ve dostlarımız yöneltti. Sanatın, şiirin, romanın, musikinin, resmin, yazmanın, çizmenin önemini tattık ve öğrendik.

Öğrendik demişsek, öyle zirvelerde olduğumuz sanmayın. Gençliğimiz denize yakın olduğundan kayalar üzerine oturup kendimizce arkadaşlarla şarkı söylerdik. Güneşin doğuşu ve batışı etkilerdi bizi. Hepsinden önemlisi yaşadığımız coğrafya sanki sanata daha elverişli ve yakındı. Rıhtımda mavnalara sular çarpar, takalar sanki mavi denize şarkı söylerdi. Şehrin koylarında, kumlara uzanır Necip Fazıl şiirleri, Ömer Seyfettin ve Sait Faik hikayeleri okurduk. Nazım Hikmet’i biraz geç keşfettik; siyasi ortamda sanki bu tip yazarlardan uzak durduk. Sonra şiirini ve dilini sevdik, aldık bolca okuduk. Yaylalarda bir kemence sesi, sokakta güzel bir ses duysak koşar gider dinlerdik. Ozan Arif'i de sevdik, Zühtü Livaneli'yi de, Edip Akbayram’ı da. İsmail Türüt'ü tanıdık. Coşkun Sabah ile sohbet ettik. Volkan Konak ile tanıştık, samimiyetine bayıldık. Hatta daha eskiye gidelim Cüneyt Arkın'ı Akçaabat'a davet ettik. Kırmadı geldi, sohbet etti. Gün geldi Temel Şükrü Doğru'yu Akçaabat Ticaret Lisesi'nde edebiyat dersine getirdik. Endülüst'te Raks’ı çaldı, çocuklar dinledi.

Bu anılar sanki toprağa düştü ve küllendi. Belki de umudumuz tükendi. Zannettik ki bu şehirde o kadim kültür yok olacak.

Hayır öyle değilmiş.

Bu düşüncemden hafta içerisinde bir akşam vazgeçtim. Çünkü muhteşem bir Kültür Sarayı’ndaydım. Belki adı gelecek yıllarda değişecek. Ama şimdilik adı Akçaabat Belediyesi Kültür Merkezi olarak geçiyor. Trabzon Üniversitesi'ne çok yakın. Söğütlü Mahallesi'nde TRT Binası yanında. Benim de evime iki yüz metre uzaklıkta. Görmenizi isterim. Bir ilçede böyle bir güzel kültür merkezi belki de Karadeniz ilçeleri içinde tektir. İnanıyorum gelip gezer görürseniz sizler de benim gibi emek veren yerel yöneticileri, Belediye Başkanı Sayın Osman Nuri Ekim'i alkışlayacaksınız. Akçaabat'ın sanat yüzü burada ortaya çıkıyor. Bu salonu görünce inanıyorum, şunu söyleyeceksiniz: “Bizim yaşadığımız yerde yıllarımız sanki güneş altında mum yakarak geçmiş. Bu Akçaabat şiir, tiyatro, resim, fotoğraf, roman, hikâye, kitap şehriymiş. Altı yüz kişilik güzel bir salon ve iki kat deniz manzaralı geniş, çocuk, gençlik ve yetişkin kütüphaneleri. Üstelik çay ve su bedava. Gerçekten Akçaabat Kültür ve sanat şehridir.”

Bu güzel oluşumlar (şiir günleri, halk oyunları, tiyatro etkinlikleri, halk ve sanat müziği koroları, konferanslar, paneller, söyleşiler) Akçaabat'ta var ve devam ettiriliyor. Festivaller coşkulu geçiyor. Yaylaları kemençe, davul sesi ile inliyor. Dini gün ve gecelerde camilerde Kur’ân-ı Kerim okutturuluyor. Ramazan geceleri mahalle etkinlikleri düzenlenip Ramazan kültürü yansıtılıyor. Yaylacık Mahallesi'nde bilhassa öğrenciler için mükemmel bir iftar çadırı kuruluyor.

Bu şunu gösteriyor. Akçaabat Belediye Başkanı Sayın Osman Nuri Ekim ve onun çalışma arkadaşı Kültür Müdürü Sayın Turan Bektaş ve ekibi sanata, kültüre önem veriyor. Gençlere Akçaabat Belediyesi Akademisi’nde resim, müzik, yazarlık ve halk oyunları kursları düzenliyor. Önce sanata ve sanatçıya değer veren, katkı sunan başta başkan olmak üzere ekibini kutluyorum.

Gelelim o muhteşem geceye. Bu muhteşem gece ile açtı sahnesini halka Akçaabat Kültür Sarayı. Öyle güzel bir gece yaşattılar ki o geceye gelen insanlara, onlar gece sabaha kadar sürse dinlerdi. Sadece insanlara mı? O seslere saygı duydu, hemen yakın denizdeki sular. Çatal kuyruklu kuşlar, o seslerle o gece suyun üzerinde uyudular. Terk edilmiş yosunlara can verdi o gece kemanlar, flütler ve sazlar. Denizde kırmızı bacalı vapurun kaptanı, suları yarıp giden koca vapuru durdu, o şarkıları tayfaları ve personeli ile dinledi. Yan tarafta akan yorgun derede, o gece, ses çıkarmadı kurbağalar. Pembe villanın bahçesinde, gül dalına konmuş bülbül, “bu gece şakımıyorum, susuyorum, sahnede şarkı söylenen her kese saygım var.” dedi. Kültür Sarayının bahçesinde bulunan ortancalar heyecanlandı duyduğu seslerle, birden uyandılar.

Önce güçlü bir ses. Sonra ışıklar yandı. Renk cümbüşü. Sonra diri ağıtımsı bir ses. Mavi denizde Rus Gemileri ve Rus Subayları, Rus askerleri. Gözleri boşlukta yoksul Trabzon halkı. Dalgalar içinde inip çıkan ve top ateşine tutulan takalar.

O an hüzün kapladı içimize. Daldık geçmiş yıllara. Işıklar söndü ve tekrar yandı. Alkışlar, alkışlar.

Siyah giysi içinde bir kız çıktı sahneye, elinde mikrofon. Kelimeler ve cümleler özenle seçilmiş, çıkıyor ağzından şairane. Her cümlesinde bir duygu, bir düşünce, her sözünde bir anlam var. Sözcükler günün anlamına yönelik ve şiir gibi. Kim böyle bir sunucuyu alkışlamaz? Alkışlar... İsmi yansıyor perdeye. Meğer bu muhteşem geceyi muhteşem şekilde sunan kız, Seher Gül Kaynak Ömeroğlu'ymuş. Şiirsel sunumuyla ruhumuza dokundu. Sanki her sözü kelebekler gibi göğsümüze iliklendi. 

Sonra yavaş yavaş sanatçılar çıktı sahneye. Ellerinde çalacakları müzik sazları. Elinde keman olanlar Selin Nebioğlu, İlkay Yavuz, Ezgi Odabaş, Nilgün Çimşir, Cansu Özcan Kocaimamoğlu, Selin Hoylu, Nazlısu Şakar ve Nursal Şimşek. Bunlar 1. kemanlar.

Arkasından 2. kemanlar çıktı sahneye.  Sehergül Kaynak Ömeroğlu, Ali Selçuk Ömeroğlu, Şima Satıcı, Goncanur Okutan, İrem Bakar, Dilek Tahmaz, Elifnaz Turhan, E.Dilay Dudak, Didenaz Albayrak, İpek Kalaycı, Sıla Süle, Betül Bek.

Sıra kime mi geldi? Elbette viyola'ya. Ömer Akın, Anıl Çuvalcı, İsmet Okan Özkan, Ahmet Volkan Karadeniz, Ayşen Karlıdağ yerlerini aldı.

Viyolonselsiz orkestra olur mu? Onlar da dizildiler: Koray İlgar, Bahar Saraloğlu Turna, Ezgi Yomralıoğlu, E. Elif Şahin, Selda Güner, Nisanur Beran.

Bu kadar mı? Olur mu? Bu orkestra çok güçlü. Hadi gelsin Flüt çalanlar. Kimler mi? Bu konuda Karadeniz'de belki de tek isim Yalçın Yıldız, sonra Egemen Balcı, Melek Yıldız Öztürkoğlu, Umut Yılmaz.

Bu güzel orkestraya harika bir piyanocu gerekir. O zaman sahneye mutlaka Çağlar Bakioğlu çıkar ve çıktı da. Artık bundan sonra alanında mükemmel insanlar. Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, Rize, Artvin bölgesinde kemanda tek geçeceğim bir isim var. Beğenerek izlerim çalsa saatlerce dinlerim. Bu isim harika bir insan: Sayın Cemal Zihni Erenel. Ama bu defa karşımızda kemanı ile değil udu ile. Udu da çok güzel çalıyor. Şimdi burada Merkez İlkokulu Müdürü Sayın Sebahattin Özkan olsa da dinleseydi. Çünkü Cemal Zihni öğretmenimiz çok ud ve keman çalmıştı bize o okulda. Öğretmenin kibarı, beyefendisi, kimliğini koruyanı denilince, benim aklıma gelen öğretmenlerden, rol model olanlardan birisi olarak da Serdar Yetim gelir. O da kanun ile o orkestrada. Gördüm, çaldı sevindim. Klavye Altan Bakar, ritim E. Ertan Bülbül. Gitar, Baran Akbıyık, bağlama Alper Öztürk ve kemençe harika çocuk Faruk Şahin.

Salonda müthiş bir alkış. Seyirci sanata susamış bekliyor. Öyle ya bu orkestrayı yönetecek bir şefe ihtiyaç var. Rönesansın en belirgin ortak noktası merkezine insanı yerleştirilmesidir. Bir sunucunun sanata ve sanat gecelerine etkisi tartışılmaz. İşte yine o sözcükleri seçip, ipek sesi, şiirsel diliyle dinleyenleri bilgilendiren siyah giysili kız, “Akçaabat Belediyesi Şehir Orkestrasını yönetmek üzere orkestra şefi Sayın Selahattin Dudak'ı davet ediyorum” diyor. Şık giyimli orkestra şefi, tüneldeki ışık gibi sahneye çıkıyor. Önce dinleyicileri büyük bir nezaketle selamlıyor. Sonra kendi orkestrasını. Salonda müthiş bir alkış. Trabzon'un ve Akçaabat'ın ve diğer ilçelerin değişik yerlerinden gelen insanlar sanatçıyı alkış onurlandırır biliyor ve güçlü alkışları ile sahnedeki sanatçıları onurlandırıyor.

Karadeniz'in ve Türkiye'nin en güzel yerlerinden biri Akçaabat olmayabilir ama sanata bakışı, sanatsal etkinlikleri bakımında bence bölgenin belki de Türkiye'nin birinci ilçesidir. Çünkü bu toprağa çok eskiden ekilmişti sanat tohumları. Kültürel ve sanatsal gelişmişlik açsından Trabzon'un ve bölgenin farklı sanatsal özelliklerini taşır ve yaşatır. İşte bu muhteşem gece bunun en büyük kanıtıdır. Salon muhteşem, dinleyici muhteşem, orkestra muhteşem, şef muhteşem. 

Seslendirilen parçalara baktım. İlk parça sanki vefa örneği. Yıllarca Trabzon Fatih Eğitim Fakültesinde görev yapmış, kardeş ülkenin değerli hocası Nazım Bağırov'un bir parçası: “Hasret”. Dinlerken Türklük Dünyası geldi aklıma. Sonra Libertango (Astor Piazzola/James Kazık) ve El Choclo ( A.G. Villoldo/Selahattin Dudak).

Sonrası artık bizden. “Denizde Akşam” Kaptanizade Ali Rıza Bey /Osman Öksüz. Güçlü bir ses, muhteşem seslendirdi solist Melek Yıldız Öztürkoğlu. Devamında Waltz/Gülnihal. (Dimitri Shostrakovich/Dede Efendi.) Orkestra müthiş çaldı, şef muazzam yönetti.

Artık sıra gelmişti Ah Şu Şarkıların... devamı yazmayayım. Zeki Müren/Musa Göçmen. Yine güçlü bir ses Ömer Akın. Şarkı bitti yerini alkış aldı. Bir başka solist geldi mikrofona bilmiyorum kime “Elveda” dedi solist Anıl Çuvalcı? Düzenleyen, Özgün Uğurlu ile Orkestra şefi Selahattin Dudak'a mı sormalıyız bu soruyu? Ama şarkı da seslendiren de güzeldi.

Dediler ki bu orkestra Sezen Aksu ve Selahattin Dudak'ın ortak çalışması "Yas"ı seslendirmeden olmaz. İrem Bakır çok çok güzel söyledi ve alkışı da hak etti. Sonra bir bağlama ile giriş yapıldı ve Neşat Ertaş'tan Selahattin Dudak'ın düzenlemesini yaptığı, "Kurusa Fidanım" parçasını Goncanur Okutan seslendirdi. Onun sesi de beğenildi. İlkay Yavuz sıraya girdi. Geçti mikrofonun başına ve “Kayboldum Kaybolan” diye girdi şarkıya. Bunu düzenlemesini de Metin Eryürk ile Selahattin Dudak yapmıştı. Yetmedi İlkay Yavuz bir de bizim bölgemizden olsun dedi. Erhan Güleryüz ve Murat Akçay'ın düzenlemesini yaptığı ''Garip Hamsi" dedi. Girişini kemençesi ile Faruk Şahin yaptı.

Son parça çok ünlü kanun üstadı Göksel Baktagir ve yine Selahattin Dudak'tan: Hamsi. Orkestra müthiş çaldı.

Sonra sunucu son söz olarak bu güzel gece “bitti” dedi. Alkış devam etti. Söz alanlar Akçaabat için güzel konuşmalar yaptı.

Son sözle, şöyle baktım salona, herkesin gözünde mutluluk rüzgarları esiyordu. Birçok eski dost orada buluşmuş. Konser sonrası sohbet ettiler. Herkes Akçaabat Belediye Başkanı, Orkestra elamanları ve Kültür müdürü etrafında toplanmış ağızlarında iki sözcük çıkıyordu. "Harika" ve "tebrik ederim." Ben de o geceyi yaşatanlara teşekkür ederim. O gece, gözümün önünden bir daha geçti en güzel anılarım, sevgilerim, dostlarım ve coşkulu yıllarım. Bu orkestraya inanıyorum daha çok büyüyecek. Yeter ki o sanatçılara sahip çıkalım.

Yakında Akçaabat Belediyesi çocuk korosu da bu salonda sahne alacak.

Teşekkürler Sayın Osman Nuri Ekim; sanata ve insana önem verdiğin için.

Teşekkürler Sayın Turhan Bektaş; sanatı renklendirdiğin, toplumu salonlara çektiğin ve böyle muhteşem geceler düzenlediğin için.

Teşekkürler o muhteşem geceye katılan güzel insanlar.

Teşekkürler bu gecenin düzenlenmesinde arkada kalan gizli kahramanlar, emek verenler.

Bir teşekkür de bu kültür merkezinin yapılmasın maddi ve manevi destek verenlere. Teşekkürler Abdi Üstünsalih, sanata ve sanatçıya değer vermenden ötürü.

En büyük teşekkür siz sanatçılara, sunucuya ve orkestra şefine. Tarih sizi şöyle yazacak. Bu salonda sahnenin açılmasında şu kişiler, şu şarkılarla vardı. Ayrıca bu muhteşem geceyi bizlere yaşatmanızdan ötürü.

Geldik, gördük, duygulandık, sanatın o güzel ritmini içimizde hissettik. Unutmayın, bazı insanların uzak durduğu sanat, bir gün gelir sanatsal etkinlik onları bulur. Belki sizler için şöyle diyecekler, yıllar yıllar sonra. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde İlçenin birisinde sanata destek olan bir belediye başkanı ve kültür müdürü vardı. Aynı şehirde çok çok güzel bir orkestra vardı. Bir parçayı çalınca, söyleyince o şehirde bülbüller susardı. Sanat en çok o şehre yakışır, her sabah sanatçıya saygı için her evin bahçesinde sarı güller açardı."

Kendinizle gurur duyun, sanatsız bu sokakları bırakmayın.

Hepinizi gönülden alkışlıyorum.