Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 18.08.2025 14:26 Güncelleme: 18.08.2025 14:26

BURASI DA BENİM MAHALLEM

Bir gün eski adı Pulathane olan Akçaabat’a yolunuz düşerse hep denizden değil bu defa tepelerden bakın bu şehre. İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuşsa Akçaabat da yedi vadi arasında saklamıştır güzelliğini.


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 Tepelere çıkarsanız vadiler arasında uyuyan o nazlı gelini görecek ve seyrine dalacaksınız.

Ben de dün öyle yaptım. Kamara Tepesi’nden kendi mahalleme baktım. Bugünü yaşadım, geçmiş anılarla yolculuğa çıktım. Zaten ben de bir tepede doğmuşum. Ayliya'dan bakmışım on yaşına kadar o yeşil vadiye. Tütün kokardı her yan. Sıra sıra karayemiş ağaçları, incir ağaçları, kokulu üzümler, karaağaçlara tırmanan asmalar.

Önce o mekanları aradı gözlerim. Baktım arada nokta kadar kalmış o eski evler. Pencerelerinin camları kırılmış, tavan bel vermiş, çatlamış kerpiç duvarlar. O haliyle de yine ayakta durmaya çalışıyorlar. Sadece karşımda, eski haline yakın gülümsemekte Pertev Paşa'ın avlak konağı. O da yeni evler arasında sıkışmış. Dere içinde Kemal Amca'nın su değirmeni, dikenler arasında boğulmuş, tarihi köprü de öksüz, unutulmuş, etrafında otlar bürümüş. Geçmiş anılar çemberle kuşatılmış, yeni insan tipleri ve yeni bir kültür. Çoğu bilmiyor o yolların ve zeytin ağaçlarının taşıdığı önemi. 

 İsterseniz sizler bana arkadaşlık edin, bu tepeden yavaş yavaş şehre doğru inelim. Zaman zaman da yetmiş sene öncesine gidelim. Bulunduğumuz yer Kamara Camii’nin önü. O eski camiden eser yok. Yeni bir cami, avlusu tam bir seyir alanı. Namaz vakti cemaat camiye doluyor, namaz çıkışı bu avludan şehre hayran hayran bakılıyor.

Burada yatan büyüklerimize, anneme bir Fatiha okuyarak çıkalım yola. O kadar güzel ve eski insan bu mezarlıkta yatıyor. Yanda büyük emeklerle Mevlüt Hoca’nın yaptırdığı ilkokul kapalı, eskimiş. Burası en güzel köy yaşam merkezi olur. Burada Akçaabat Belediyesi ve Trabzon Milli Eğitimini göreve davet ediyorum. Farklı yerlere Köy Yaşam Merkezi yapmaktansa en ideal yer burası. Üstelik Ağustos sonunda ve Eylül ayında bıldırcınların geçtiği yer ve önünde çam ağaçları. Benim de diktiğim bazı çamlar hayli büyümüş. Beton cehennemi arasında böyle doğayla iç içe yerlere ihtiyaç var. Korunmalı ve onarılmalı. Şengünlerin oturduğu mahallede büyümüş, başka yörelerden insanlar gelmiş, toprak almış, ev yapmış. Dikkatimi çeken bu mevsimde merada otlayan inek yok. Buraya Akçaabat Belediyesi hayvan barınağı yapacakmış. Bana göre yer seçimi çok çok yanlış. Burada hayvan barınağı olmaz. Etrafta büyük mezarlık, muhteşem manzara, karşıda evler ve Lazlar Mahallesi. Kentsel estetikle hiç uyum olmayacak. Bu karardan vaz geçmeli. Tarihi mahallenin tepesine ve güzel doğanın içine hayvan barınağı olmalı mı; olmamalı mı? Tartışma konusu. Benim düşüncem olumsuz. Yaban güllerinin açtığı yer burası, doğal hali ile korunmalı.

Ziya Osman Saba bir şiirinde “Ne kadar istiyorum; akşamleyin ezanda / Eski bir evde olmak...” diyor ya işte böyle bir yer burası. Köpek havlamaları insanlarda, hayal kırıklığı yaratmaz mı?

Bunlara bizim galiba kafamız çalışmaz. Biz yolumuza devam edelim. Yokuşu tıngır mıngır iniyoruz. Yokuş aşağı yürümek yoruyor insanı. İsterseniz şu yol kenarındaki ulu çam ağacının gölgesinde azıcık mola verelim. Bu çamlar fıstık çamı. Kocaman, kozalakları olur aralarında fıstıklar çıkarılır, taşla kırılır yenilir. Yıllar onca burada onlarca vardı. Şimdi numunelik bir iki fıstık çamı kaldı. İzmir bölgesinde bu fıstık çamından gelir eden köyler var. Burası Çalapların evleri. Çalabın İbrahim derlerdi. Davulcular da denilir. İyi davul çalarlar ve güzel horon oynarlardı. Çalabın İbrahim yanılmıyorsam kerpetenle diş de çekerdi. Dişi ağrıyan çocuk buraya gelir evin bahçesinde dişi çekilirdi. Burada yer fıstığı da yetiştirmeye çalışmışlar ve etrafa üzüm asması dikmişler. Tepede geniş bir su havuzları vardı. Geniş bir alana sahiptiler. Karşıda çam ormanları bulunurdu. Evlerinin etrafı karayemiş ağaçları ile doluydu. Burada vagon yollarına rüzgârı kessin diye kara yemiş ağaçları dikilirdi. Şimdi torunları bu faydalı meyvelerden yiyorlar.

Yola devam edelim. Zalli'nin damını geçelim. (Zalli Çal'dan gelmiş ve damın altında duran bir aile.) Burası Hüsnü Efendi'nin arazisi. Karşı topraklar da Hüsnü Efendi'ye ait. Sonradan bu topraklar satılmış, Vayton’dan gelenler bu toprakları satın almış. Dere içinde bolca kokulu üzüm olurdu. Yılan korkusundan kimse giremez ve üzümlerde çürür ve kururdu. Zalli'nin koyunları vardı. Kışın burada besler, yazın yaylalara giderdi. Yolun üst tarafı Kemal Amca'ya ait. Eşi mahallenin ebesiydi. Benim de ebemdi Rafet Teyze. Nurlar içinde uyusunlar. Şimdi oğlu Dr.Abdullah Sivrikaya ve Faik Sivrikaya burada ev yapmışlar, yazlık olarak kullanıyorlar. Bahçelerin dibinde zeytin ağaçları. Burada eskiden tütün yaparlardı. Yolun altında Galip Amca'nın babası. Motoru vardı. Reis derlerdi. Balığa çıkar, balıkçılıkla geçinirdi. Devamında Sivrikayaların sarı evi. Yanında çeşme. Fırıncı Veysel Aga'nın evin eski Rumlardan kalma. Aynı şekilde Ali Sivrikaya'nın, Ahmet Sivrikaya'nın evleri de Rumlardan kalma. Bir zamanlar bu evde Ali Şakir Ağanoğlu kardeşleri ile beraber yaşamışlar. Moşe’nin bayırından iniyoruz. Kibar Topsakal'ın evi ve beyaz atı sanki kapıda yaylaya gitmek için eyerlenmiş. Yolun üzerinde Akçaabat'ın ilk şoförlerinden Nurettin Kan. Devamınde Efe Mehmet, Hasan Cemil'in evi. Üst kısımda Teke Ahmet'in evleri, İzzet Aga, Kantarcı Cevdet. Yine yıkık Rum evi, Mahir Çolak'ın anneannesinin. Eskiden Rum bankerinmiş. Kapısında küçük bir şapel. Daha sonra bu ev Muhtar Hasan tarafından satın alınmış. Bahçesinde her çeşit meyve ve çiçek olan Sarı Hasan'ın evi ve dört gözlü damı. Yan bahçe İdris Aga'nın. Devamında Hamsi Mevlüt, Berber Cevdet Amca ve küçük bir dükkan. Yol üzerinde Benzinci Osman'ın babasının evi, yanında Seyit Usta, iyi soba yapardı. Yol altında Çarşıdalı Ali'in (Acuner) iki sarı evi ve bahçesi. Şimdi eski mahalleme geldik. Burada duralım ve dinlenelim.

Çünkü buradan sonra farklı bir kültür. Gergef işleyen kızlar, elbise diken kadın terziler. Avlularda ud ve def sesleri. Bakmayın şimdi öyle sessiz ve öksüz durmasına çok renkli hayatlar, süs orada vardı o yıllar.

Orada fazla duracağız. Geçmişin  duygularını yaşayacak ve geleceğin ayak seslerine kulak vereceğiz. Çünkü Akçaabat denilince ilk akla gelen yerdir Orta Mahalle.

Yıllar geçse de orada yaşadıklarım unutulmaz.

Hatta burada bir mimar kadının çevirdiği entrikalardan yaptığı yanlışlardan mağdur ettiği insanlardan, bu mahallenin kültürüne aykırı yaptığı işlerden, kayırmacılıktan da kimse kusura bakmasın söz edeceğiz. Biz bu kültür içinden geldik gidiyoruz. Bu şehrin bu güzel mahallesinin sorunlarını da dile getirmek bizim borcumuz. Asıl renkli anlatım ve güzel insanlar, mahalle ruhu bundan sonra. Bir soluklanalım, sonra yine sohbete devam ederiz. 

  Asıl kültürümüzü tanımaya ve mahallemizi gezmeye devam edeceğiz.