Haber Detayı
27 Ağustos 2020 - Perşembe 09:50
 
TRABZON'DAN ZEUGMA'YA GÜNEYDOĞU
Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin hazırladığı "Güneydoğu'nun Kadim Şehirlerini Tanıyoruz, Tarihini Öğreniyoruz" adlı bir proje, İçişleri Bakanlığı'nca kabul görmüş ve cemiyetimizce oluşturulan bir liste ile 17 Ağustos 2020 Pazartesi günü saat dokuzda yola çıkma kararı alınmıştı.
Yaşam Haberi


Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nden anlamlı proje: “Güneydoğu'nun Kadim Şehirlerini Tanıyoruz, Tarihini Öğreniyoruz”

 

TRABZON'DAN ZEUGMA'YA GÜNEYDOĞU

 

 

Haber                : İsmail FANDAKLI

Fotoğraf           : Cemil BIYIKLI

 

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin hazırladığı "Güneydoğu'nun Kadim Şehirlerini Tanıyoruz, Tarihini Öğreniyoruz" adlı bir proje, İçişleri Bakanlığı'nca kabul görmüş ve cemiyetimizce oluşturulan bir liste ile 17 Ağustos 2020 Pazartesi günü saat dokuzda yola çıkma kararı alınmıştı.

Yurdumuzun Güneydoğu bölgesini oluşturan kentlere yapılacak olan gezi ilk gündeme geldiğinde oldukça heyecan duymuştum. Özellikle de Tunceli, Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Gaziantep illerini ilk gibi tarihi kentleri, ilk kez görecek olmanın heyecanı büyüktü.

Gazeteciler Cemiyeti önünde toplandığımızda, bahardan kalma, saklı kalmış yağmurlu günlerin getirdiği nemli bir günde kentten ayrılacak olmak bizleri kuşkulandırmıştı.

Zigana Dağı'na tırmanırken, artan sisle birlikte görüş mesafesi de oldukça azaldı. Sabah kahvaltısı için Zigana İvme Otel-Restaurant'ta mola verdiğimizde kazak ve mont arar bir duruma geldik.

Zigana'nın son tünelinden geçip Torul vadisine doğru yol alınca, bizi parlak bir gökyüzü, sıcak bir hava ile şanına yakışır bir ağustos günü karşıladı.

Vadileri aştıkça derelerin susuzluğu üzüntü vericiydi. HES'lerin tutsağındaki dereler, belki de yaşadıkları sorunları bizlere anlatmak istemişlerdir belki de… Ancak, gözyaşlarını besleyen sulardan yoksun oldukları için bunda başarılı olamamışlardı sanırım. Bir damla suyu olmayan dereleri görünce yüreğimizin sızladığını htik bir an için.

Kelkit'i geçerken, hasat mevsimine kalan çok fazla meyvenin olmadığına tanık olduk çünkü, yaz mevsiminin sonuna geliniyordu artık. Pülümür vadisinin terör örgütü gölgesinden uzaklaştığını görmek bizleri sevindirdi. Eski Of Kaymakamı Tuncay Sonel'in, Tunceli Valiliği döneminde, Pülümür vadisine dokunuşlarını gördük. Dağların tepelerine gözetleme kulelerinin kurulmasıyla, terör belasının oradan uzaklaşmasına, kökünün tamamen kazınmasına vesile olmuş. Birçok konaklama noktasının harabeye dönen vadinin büyük bir bölümü sessizliğini koruyor. Vadinin çıkışına yaklaştığımızda tanık olduğumuz canlılık bizleri sevindirdi. Dere kenarındı oluşturulan irili ufaklı havuzlar, yüzme alanları ve kamplar oldukça mutluluk vericiydi.

Önceden planlandığı gibi öğlen yemeği için saat 15.30'da Tunceli/Marina Restaurant'tayız. Ancak, Ovacık-Keban Barajı arasında tertemiz suları taşıyan Munzur Çayı'nın geçiş noktasını oluşturan gölü boş gördük. Aylar önce kaybolan bir genç kızın cesedini bulabilmek için gölün suyu büyük ölçüde boşaltılmış. Gölün tamamı boşaltılınca genç kızın cesedi yeniden aranacak çünkü, bugüne kadar yapılan aramalarda bir türlü bulunamamış. Bu bilgi, öğlen yemeğimizin havasını değiştirdi, yüreğimiz burkuldu.

Tunceli'den ayrıldıktan sonra Kızılcık-Elmalık güzergahını geçerken, yol kenarlarındaki leylek yuvalarıyla karşılaşmak mutluluk vericiydi. Elektrik direkleri üzerindeki leylekler, neredeyse uçma aşamasına gelen yavrularıyla bizleri adeta selamladı.

Keban Berajı'ndan Elâzığ’a doğru barajın yan kollarının oluşturduğu, suların toplandığı minik barajları gözlemledik. Keban Barajı'nı doldurmak için birçok dereden berrak suların akıntısı gibi, bizler de Keban Barajı'na doğru taşındık. Hazar Gölü çevresinden geçerken güneş, son öpücüğünü dağların tepelerine konduruyordu. Bir balıkçı teknesi, gölün yüzeyindeki güneşin ışık hüzmelerine saklanmıştı sanki. Saat 20.30'da Ergani'ye vardığımızda, hava sıcaklığı alışık olmadığımız bicimde 32 dereceydi. Diyarbakır'ın ışıkları uzaklardan bizlere göz kırparken, Ahmet Arif'in birkaç mısrasını anımsamaya çalıştım. Otele vardığımızda saat 21.10'du.

GEZİ EKİBİMİZ

Ersen Küçük, Hakan Yoloğlu, İsmail Fandaklı, İsmail Topal, Aykan Kıyak, Gültekin Sadıkoğlu, Selahattin Özcan, Rabia Malloğlu, Elif Çavuş, Aslan Kar, Birol Sancak, Selahattin Aydınlı, Mustafa Kul, Halil İbrahim İleli, Cemil Bıyıklı, Nagihan Demir, Yahya Karabina, Nihat Yılmaz, Enes Yılmaz ile şoförlerimiz: Sebahittin Kurbetli, Coşkun Gedikli ve yardımcıları Hasan Turgut.

DİYARBAKIR GÜNLÜĞÜMÜZ

Diyarbakır'a vardığımızda henüz gece yarısı olmamıştı. Eşyalarımızı konaklayacağımız Prestice Hotel'e bıraktıktan sonra bütün ekip serbest kaldı ve tarihi kentin sokaklarını arşınladık bir süre. Otele döndüğümüzde, bilgisayar başına oturup, günlüğümüzü yazma çabasındayım ancak, saatin gece yarısını çoktan geçtiği sırada bile sıcaklık otuz üç derece… Klima korkumuzdan sıcaklığa direnmeye çalışırken, bir yandan da notlarımızı bilgisayara aktarma uğraşımız sürüyor.

Yaklaşık iki saatlik uykudan sonra Diyarbakır sabahına uyandığımızda, seyahatimizin kalan bölümünde bizlere rehberlik edecek olan Murad Sümbül, kafilemizi otelin lobisinde karşıladı.

Sabah kahvaltısı için önceden planlandığı gibi tarihi Hasan Paşa Hanı'ndayız. Yöresel lezzetlerden oluşan kahvaltı süresince, dışarıda kırk dereceyi aşan sıcaklıktan da korunmuş oluyoruz. FIRIN-CI Yeni Nesil Diyarbakır Mutfağı'nda kahvaltı salonu sahipleri ve çalışanların yakın ilgisi kafilemizi oldukça memnun etti.

Rehberimiz Murad Sümbül eşliğinde, Diyarbakır'ın bütün tarihi yapılarını gezme ve bilgi edinme şansımız oldu. Saat on üçte Diyarbakır'a veda için yola koyuluyoruz. Dicle kıyısına vardığımızda rehberimiz On Gözlü Köprü'de mola vermemizi öneriyor. Köprü üzerindeki fotoğraf çekimlerinden sonra kafilemiz otobüsteki yerini aldı, tam da o sırada bizim Halil İbrahim İleli'nin telefonu çaldı; amcası kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş. Yaklaşık on gün içerisinde ikinci amcasının ölüm haberi Halil İbrahim'i oldukça üzdü, kafilemizin de neşesi kaçtı. Nihat Yılmaz'ın telefon trafiğinden sonra Diyarbakır'dan İstanbul aktarmalı Trabzon'a uçuşu sağlandı Halil İbrahim'in.

Otobüsümüz bir süre Dicle suları kıyısından yol alarak devam etti, yaklaşık iki saat sonra Artuklu/Mardin'deyiz…

ARTUKLU/MARDİN GÜNLÜĞÜMÜZ

Yorgun, sakin bir yolculuğun ardından saatlerimiz 14.40'ı gösterdiğinde Mardin'in merkez ilçesi Artuklu'ya giriş yaptık. Yeni kurulan Mardin kentindeki yüksek katlı apartmanlar kent mimarisini gölgede bıraksa da, yamaçlara kurulmuş eski Mardin'in olabildiğince korunabilmiş olması bizleri mutlu etti.

Geceyi geçireceğimiz eski Mardin'deki Artuklu Kervansarayı'na vardığımızda hayranlığımızı gizleyemiyoruz. Artuklu Kervansarayı, yedi yüz elli yıl önce yapılmış bir han. Daha sonra farklı amaçlarla kullanılan han, son olarak otele dönüştürülmüş. Odalarımıza çıkıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra otelin çatısına çıkıp bir süre Mezopotamya Ovası'na baktık.  Kısa bir molanın rehberimiz Murad Sümbül'ün önderliğinde eski Mardin'in bütün tarihi sokaklarını gezdik. Akşam yemeği yeni Mardin'deydi, yöre yemeklerinden oluşan bir mönü ile kafilemizi ağırladılar. Yemek sonrası yine sokaklardayız. Konakladığımız otele çok yakın bir mekâna gidiyoruz kafile olarak. Canlı müzik yapılan mekânda, müzisyen Sadullah Milon'un sesinden Anadolu ezgileri dinledik. Sürekli kafilemize atıfta bulunarak türküler söyleyen Sadullah Milon, gece boyunca bizden istek almayı da ihmal etmedi. Kürtçe bir uzun hava isteğimizin ardından Karadeniz çiftetellisiyle kafilemizdeki gençleri coşturdu. Mekandaki diğer konukların katılımıyla eğlenceli bir akşam geçirdik. Son bir horonla geceyi noktalarken, kısa bir konuşma yaparak mekân sahibine, müzisyen ve konuklarına teşekkür ederek ayrıldık.

Bizleri büyüleyen eski Mardin'i unutup, bir türlü odalarımıza çekilemedik; çatı katına çıkarak çay kahve molasıyla Artuklu'yu konuşurken, Mezopotamya Vadisi'nin ışıklar altındaki ihtişamını da izledik bir süre.

ARTUKLU/MARDİN-URFA YOLUNDA

Seyahatimizin dördüncü günü sabah kahvaltısından sonra yine rehberimiz Murad Sümbül'ün eşliğinde Mardin Eski Kale'ye çıktık. Artuklu terasından Mezopotamya Ovası'nı seyre dalmışken, Nazım Hikmet'in "Uzak bir şehir ve şarkı vardı, şarkı nihaventti" dizesini anımsadım bir an için.

Seyir terasından Artuklu ve Mezopotamya Ovası'nı seyrettikten sonra anı fotoğrafları çektirdik. Ardından Eski Kale, Hıristiyanlığın merkezi olduğu söylenen Deyrulzafaran Manastırı'na gittik. Kapıları kapalı olduğu iç mekanlarını gezemedik, dışarıdan fotoğraflar çektikten sonra ayrıldık. Artuklu'nun tarihi sokaklarında iki saatlik alışveriş ve geziden sonra Urfa yolculuğumuz başladı. Güzergahımız üzerinde Paganizmin merkezi olarak bilinen Dara'ya gittik. Çok eski bir yerleşim yeri olan Dara'daki tarihi taş mezarları gördük. Bu mezarlar zamanla farklı milletlerce çok çeşitli amaçlarla kullanılmış. Bölgede çok sayıda kaya mezarı var ancak, içleri boş. Doğu Roma İmparatorluğu'nun Anadolu'daki yenilgisinden sonra ölen yaklaşık üç bin askere ait olan kemikler de kaya mezarlığının içindeki müzede sergileniyor.

Artuklu'ya bağlı olan Dara'da bir başka tarihi eseri ziyaret ediyoruz. Darius zamanında su sarnıcı olarak yapılan, kalın duvarlarla örülü, tamamen toprağın altında inşa edilmiş tarihi eseri hayranlıkla gezdik. Aynı sarnıç Roma döneminde zindan olarak kullanılmış. Sarnıç, Mardin-Nusaybin yolu üzerinde. Sarnıcın çevresindeki saray ve yerleşim yerine ait olan eski yapıların taşları, çevredeki halkın ev duvarlarına dizilmiş. Sarayın bulunduğu yerde, zemindeki mozaiklerin üzerine Mardin-Artuklu Dara İlkokulu yapılmış. Anlaşılan o ki, sarayın zeminindeki mozaikler, bir ilkokul yapmak için toprak altında bırakılmış! Harabeye dönen buradaki yapılar giderek kayboluyor. Bu bölge bir an önce korumaya alınmalı, tarihi bulgular gün yüzüne çıkarılmalı.

Kızıltepe ve Viranşehir'den sonra Urfa sınırlarındayız. En büyük heyecanımız Göbeklitepi'yi yakından görmek. Yaklaşık kırk beş dereceyi bulan sıcak otobüsten inişimizi zorlaştırsa da saat on altıyı gösterirken Göbeklitepe'deyiz. Rehberimiz Murad Bey, çok yönlü olarak bulgularla ilgili ekibimizi bilgilendirdi. Elde edilen bulguların insanlık tarihine ışık tutacağından hiç kuşkumuz yok. Çaresizce, bilim insanlarının önümüzdeki dönemde, bu bulgular üzerinden elde edecekleri bilgileri ve hazırlayacakları raporları bekleyeceğiz. Biz, o bölgede bin yıllardır yaşanan bir kültürün finalini, yani kendileri için yaptıkları buluşma yerinin taşlarını gördük. Peki, böylesi bir ustalığa ulaşmak için aradan kaç bin yıl geçmiştir? Bulgular incelendiğinde yapılış tarihini bilim adamları bizlere aktarıyor ancak, daha eskisindeki bilgileri, yaşam kültürünü öğrenmek sanırım olanaksız.

Konaklayacağımız Urfa merkezdeki otelimize vardığımızda oldukça yorgunduk. Yemek öncesi çok yakın bir mesafedeki Balıklı Göl'e kısa bir ziyarette bulunduk. Urfalılar, bizi akşam yemeği ile birlikte bir sıra gecesiyle ağırladı. Onca yorgunluğun ardından güne ait notları bilgisayara aktarmak oldukça zordu.

URFA GÜNLÜĞÜMÜZ

Urfa'ya vardığımızda kafilemizi karşılayan meslektaşlarımız, kentten ayrılıncaya kadar bizleri yalnız bırakmadı. Urfa akşamları buram buram müzik kokuyor... Anadolu ezgileriyle zengin repertuara sahip yerel sanatçılar, müziğin kokusuna her sokaktan ayrı ayrı çeşniler katıyor. Pandemi korkusu, sıra gecelerini de vurmuş. Ağırlandığımız mekânın sahibi Mehmet Bey'in, sıra geceleriyle de müşterisine hizmet verdiği işyeri aynı zamanda lokanta. Aylardır iş yapamamaktan yakınan mekân sahibi, gelecek adına umudunu yitirmemiş. Yöresel yemek çeşitleri, doyumsuz Anadolu müziğiyle ağırlandığımız tarihi binadaki iş yerinden ayrılırken saatler gece yarısını geçmişti. Karadeniz'de olsak hafif üşümeyle karışık bir serinlik okşardı yüzümüzü o saatlerde ancak, bulunduğunuz kent Urfa olunca, saatler gece yarısını gösterse de, yaklaşık otuz iki derece sıcaklık insanı bunaltıyor.

Kafilemiz Urfa sabahına erken uyandı. Kahvaltıdan sonra çok kısa bir alışveriş için çarşı gezisindeyiz. Rehberimiz Murad Bey, bizi Kapaklı Pasajı'na götürdü. Birkaç katlı olan pasajda salgınla ilgili hiçbir önlem alınmadığını görmek bizleri üzdü. Ayrıca arkadaşların çok beğendiği cep telefonuna önce yedi bin lira fiyat biçildi, kesin alıcı olduğunu anlayınca da on iki bin liraya kadar çıkıldı. Salgın nedeniyle korkarak girdiğimiz pasajdan, esnafın olumsuz tutumuyla da karşılaşınca, dakikalar içerisinde kaçarak çıktık.

Her ne kadar adını Antep'ten alsa da, ülkemizde yetişen fıstığın yüzde altmışı Urfa'da yetişiyor. Bu bilgiyi, rehberimiz Murad Bey'den alıyoruz. Urfa merkezden ayrılıp, Karaköprü ilçesine doğru yol alırken, rehberimizin anlattıkları korkunçtu. Çok yakın bir zamana kadar “Karaköprü” diye bir ilçenin olmadığını söyleyen Murad Bey, bölgenin tamamının fıstık ormanı olduğunu anlatıyor. Kentte yeni yerleşim merkezleri oluşturmak için, Gaziantep tarafındaki çorak araziler dururken, güzelim fıstık ormanlarını yok ederek Karaköprü ilçesi kurulmuş, bölge beton yığınlarıyla kaplanmış.

Fıstık, tıpkı zeytin ağacı gibi zor yetişen bir meyve. Dikimi yapılan fıstık fidesi, olgunlaşıp meyve vermesi için aradan en az sekiz yıl geçmesi gerekiyor. Ayrıca yıl aşırı kaliteli meyve veren fıstık üretimi oldukça güç koşullarda gerçekleşiyor. Bir yıl kaliteli, sonraki yıl bozuk ürün veren fıstık ağaçlarından elde edilen gelir, hem bölge halkının geçimi, hem de ülkemiz ekonomisi için çok önemli. Ege'de zeytin ağaçlarını katlederek rant alanları oluşturulurken, benzer bir uygulama da Urfa'da yaşanmış. Fıstık ormanlarının bulunduğu alandaki beton yığınlarını görünce, insanın; “Kör gözüne...” diyesi geliyor!.. Katledilen fıstık ormanı yaklaşık on bin dönüm!..

Aslında bölgenin beton yığınları için katledilme girişimi, Harran'ın Fırat'tan beslenmeye başlamış. Harran ovasına su geldikten sonra inşaat sektörü Urfa'ın Kızılköprü bölgesine kaymış, böylelikle dünyanın en verimli topraklarının oluşturduğu fıstık ormanları katledilmiş.

Barajların yapımıyla birlikte medeniyetlerin kurulduğu dere yatakları da kaybolup gitmiş. Geçmiş tarihlerde Zeugma gibi medeniyetler genelde su kenarlarında kurulmuş. Barajlar yapılınca dere yataklarındaki yerleşim birimleri tamamen sular altında kalmış. Böylelikle, dere kenarlarında tarihler boyunca oluşan medeniyetlerin bulguları da kaybolup gitmiş.

SULAR ALTINDAKİ HALFETİ!

Binlerce yıllık tarihi olan Halfeti'nin sular altında kalmış halini yakından görmek insanın yüreğini sızlatıyor. Birçok medeniyetlerin hüküm sürdüğü verimli topraklardan oluşan vadiyi tekne ile gezdik. Arazisinin büyük çoğunluğu Birecik Barajı suları altında kaldığından ilçenin yeni yerleşim alanı olarak Karaotlak bölgesi tespit edilip ilçe yeniden inşa edilmiş. Halfeti, 2013'te Uluslararası Belediyeler Birliği'nce “Sakin Şehir” anlamına gelen “Citta Slow” unvanını elde etmiş. 2000'de Birecik Barajı inşaatı nedeniyle birçok köy maalesef sular altında kalmış. Güneydoğunun saklı cenneti olan Halfeti, suya ve zamana direniyor!..

Otobüsümüz Halfeti rampalarını tırmanıp yol alırken, son kez hüzünlü bir bakışla vadiden uzaklaşıyoruz. Fırat Nehri kıyısındaki Birecik ilçesi, uzun köprü ve kelaynakları geride bırakıp; 1904'te kurulan, Gaziantep'in en gelişmiş, zeytinyağı ile ünlü Nizip ilçesine vardığımızda güneş, veda seremonisine yeni başlıyordu. Gaziantep'e varıp bir anda trafiğe saplandığımızda saatlerimiz on beşi gösteriyordu. Gecikmeli öğle yemeğini yedikten sonra Zeugma Müzesi'ni büyük bir hayranlıkla gezdik. Anadolu'nun en önemli tarihi mirası karşısında büyülenmemek elde değil. Perşembe akşamı saat 19.45'te, Gaziantep'ten ayrılıyoruz. Güzergahımız Samsun üzerinden, son molamız Ordu gezisi...

ORDU VALİSİ TUNCAY SONEL

Gezi programımızda olmamasına rağmen, Ordu Valisi Tuncay Sonel'in daveti üzerine son molamızı bu kentte yapıyoruz. Bilindiği gibi Vali Sonel, daha önce Of'ta kaymakamlık yapmış, Trabzon'da önemli dostluklar kurmuş bir bürokrat. Dinmek bilmeyen bir enerjiyle çalışan, görev yaptığı kentlerde oldukça sevilen bir insan. Sabah kahvaltısını birlikte yaptıktan sonra teleferikle Boztepe'ye çıktık. Kafilemizdeki arkadaşlarla gördüğümüz yatırımlar ve manzara karşısında hayıflanıp durduk; "Trabzon'da neden yapılmıyor?" diye. Boztepe dönüşünde, yayan olarak Ordu sokaklarını adımladık. Esnafın tamamı, sokakta karşılaştığımız insanlar Vali Sonel'i görünce mutlaka selamlaşıp sohbet ediyor. Sokaklardaki tabelaların tamamı kaldırılmış, tek bir model belirlenerek tabela kirliliği ortadan kaldırılmış. Ayrıca, binaların dış yüzeyleri belirlenen renklerle boyatılarak bambaşka bir güzelliğe kavuşturulmuş. Yılar önce Ordu'da yaşayan biri olarak, kendimi Ege'nin şirin kasabalarından birindeymiş gibi htim. Tabi ki, Trabzon sokaklarındaki kirliliği anımsayıp, kentimizde yaşayan halkın, hizmet adına nasıl da kandırıldığını düşündük bir an için.

Sonuç olarak; güzel yurdumuzun güneydoğu bölgesindeki tarihi kentlerin bazılarını yakından görmek, yeni dostluklar kurmak mutluluk vericiydi. Ekimizdeki arkadaşların uyum içerisinde gezi kurallarına uyması, neşesi ve eğlenceli yanları geziye bir başka renk kattı. İçişleri Bakanlığı'nın onayıyla gerçekleştirilen Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin projesi kapsamında çok önemli tarihi yerleri gezme olanağımız oldu. Başta Gazeteciler Cemiyeti Başkanımız Ersen Küçük olmak üzere, Başkan Yardımcısı Hakan Yoloğlu ile pandemi konusundaki titizliği dahil, kusursuz bir gezi programı hazırlayan Nyle Tur Seyahat sahibi Nihat Yılmaz'a çok çok teşekkür etmeliyiz. Otobüs şoförlerimiz Sebahittin Kurbetli, Coşkun Gedikli ile yardımcıları Hasan Turgut'un da yolculuğumuzun rahat ve güvenli geçmesi için gösterdikleri çaba, kayda değerdi.

Kaynak: Editör: Cemil Bıyıklı
 
Etiketler: TRABZON'DAN, ZEUGMA'YA, GÜNEYDOĞU,
Haber Videosu
Yorumlar
Öne Çıkanlar
Ulusal Gazeteler
Bu Haftaki Sayımız
Alıntı Yazarlar
Anketler
Haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
20
0
0
2
6
8
2
Fenerbahçe
20
0
1
2
6
9
3
Galatasaray
17
0
2
2
5
9
4
Gaziantep FK
14
0
1
5
3
9
5
Fatih Karagümrük
13
0
2
4
3
9
6
Başakşehir FK
13
0
4
1
4
9
7
Beşiktaş
13
0
3
1
4
8
8
Hatayspor
12
0
1
3
3
7
9
Kasımpaşa
12
0
3
3
3
9
10
Çaykur Rizespor
12
0
2
3
3
8
11
Konyaspor
12
0
2
3
3
8
12
Göztepe
11
0
1
5
2
8
13
Yeni Malatyaspor
11
0
3
2
3
8
14
Antalyaspor
9
0
4
3
2
9
15
Trabzonspor
9
0
4
3
2
9
16
Sivasspor
9
0
3
3
2
8
17
BB Erzurumspor
8
0
4
2
2
8
18
Kayserispor
7
0
5
1
2
8
19
Gençlerbirliği
5
0
5
2
1
8
20
Denizlispor
5
0
5
2
1
8
21
MKE Ankaragücü
2
0
5
2
0
7
Arşiv
Haber Yazılımı