Haber Detayı
12 Mayıs 2020 - Salı 21:15
 
ENVER TOPSAKAL’A VEDÂ
1. İKİ DAMLA GÖZYAŞI Kısacık ömrüm ağıt yakmakla mı geçecek, demiştim otuz sene evvel uzun bir şiirin bir mısraında... Bu feryat bir gerçek oldu ve maalesef, bu yaşa kadar hep böyle devam etti ve galiba öyle de ola gidecek... İnşallah şu andan itibaren bu büyü bozulur… Ya Allah!
Yaşam Haberi


 

ENVER TOPSAKAL’A VEDÂ

(Son Mektup)

 

1.  İKİ DAMLA GÖZYAŞI

Kısacık ömrüm ağıt yakmakla mı geçecek, demiştim otuz sene evvel uzun bir şiirin bir mısraında... Bu feryat bir gerçek oldu ve maalesef, bu yaşa kadar hep böyle devam etti ve galiba öyle de ola gidecek... İnşallah şu andan itibaren bu büyü bozulur… Ya Allah!

Hayattan ışık beklerken sille geliyor, rahmet beklerken kara kaplanıyor gökler… Sık sık gurbet ayrılıkları ve ölüm rıhletleri yaşıyoruz dostlar… İşte gurbetten gelen bir not, bir haykırış, ki bir tufandan kıyıya vuran şiddetli bir dalgadır bu, canımı yaralayan bir çığlık:

Enver TopsakalAnkara Şehir Hastanesin'de… 13 Nisan 2019 Ankara 20.05…

“İki damla gözyaşı geldi gözümden şu an; içine sayfalar sığdırırım yazmaya kalksam…”

Aynen bunun ifâde ettiği gibi, Enver’e dâir, bizim de sayfalar sürecek düşünce ve hatıralarımız var… Enver’in gönlümüzdeki yeri geniş mi geniş, silsilelerce… Ben de; iki damla gözyaşı akıtsam şimdi onun için, belki Hazar Denizi kadar bir baraj doğar… Fuzulî ne demişti: Yâ mûhit oldu gözümden günbet-i devvâre su; gözyaşlarım mı gökleri doldurdu da gökler su rengindedir…

Mübalağa şöyle dursun, biz, Enver’i seviyoruz, hep sevdik…

 

2. DESTANLAR YAZACAKTIM

 

Ben ki; /Sana asârı verecektim. /Mutluluğun uğruna,

Zirveye tırmanacak, canımdan geçecektim.

 

Ben ki, /Sana gönlümü serecektim. /Dağlar boyu koşacak,

Mutluluk ipliğini gerdikçe gerecektim.

 

Ben ki, /Sana doğruyu seçecektim. /Cennet bahçelerinde,

Ab- ı hayat suyunu beraber içecektim.

 

Ben ki, /Düşmanlarını her yerde biçecektim. /Zafer abidelerini,

Adına yazdıracak, elimle dikecektim.

 

Tâ Lise sıralarında böyle demiş,; fedakârlığa namzetliğimi haykırmıştım arkadaşlarıma… Onların destanını yazacak, onlarla destanlar yazacaktım… Hâlbuki beni kaale almadılar ve şimdiye kadar sadece ağlamak düştü bana: “Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde; yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde,” diyen Necip Fâzıl’a rahmet…

Ve zaman, kara dişli makaralara sardı seneleri, eritti, toz etti, yok etti… Yarım asır geçti ve biz, arkada ne destan bırakabildik, ne muvaffakiyet… Hikâyesi Kızıl Tablolarda; oraya bakılacak…

Ve, kayıplar başladı, göçler başladı son yirmi senede; giden gidene… Dostlar, uzaklaşıyor ışık gemileriyle fizik âlemden… Zaman siliyor çehreleri kendi ilmiyle ve ruhları, çekip alıyor… Ve, bizden evvel giden her dost, yüreğimizde, bir mayın patlatıyor; virân olduk, hârabız…

Bu gidişler yok mu, bu gidiş vakitlerinde fikir donuyor, hisler duruyor… Bu hâl senelerce tesirini kaybetmiyor yahu; kendimizi ne ibâdete, ne işe, ne aşa, ne oynaşa verebiliyoruz…

Şu günlerimiz işte öyle günlerden; yaralarımız tâze, şuurumuz dumûra uğramış vaziyette… En verimsiz günlerdeyiz, lâkin, susmak da yakışmıyor: Üç derdim var birbirinden seçilmez; bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm…

 

3. SARI TABLOLAR

Benim hayatta bütün gayretim Beyaz Tablolar, Altın ve Edebi Tablolar için olmalıydı kırk seneden beri… Halbuki, Kızıl Tablolar’dan Sarı Tablolar’a çırpınıp durdum… Esefle belirteyim ki hayatımda, ıstıraplara doğru bir akış oldu hep…

Kızıl Tablolar, dâva ve cemiyet uğruna yaşayan veya yaşaması iktizâ edenlere dâir his ve fikirleri müçtemi… Sarı Tablolar ise, sevdiklerimizin rıhlet-göç’ünün kalbimize ektiği kıvılcımlar, şerâreler, şûleler…

 

4. ŞİİR ÂŞIĞI

Ergül Hanım duymasın fakat şiire âşıktı Enver… Şiir, Akçaabat’ta Enver sâyesinde pervâsızca kanat çırpıyordu senelerdir… İtibar görüyor, gönüllere doluyordu… Enver’in gidişiyle düştü kanatları, artık uçacaksa yeni Enver’ler bulmaya mecbur… Yeni Enver’ler… Dile kolay, yetişmiyor bu çınarlar pat diye…

“Kader lütfederse yaban incirlerine, kayalar üstünde bir hayat verir!.. Eğer, dilemezse, o, bir tohumu, bir tırtıla veya kuşa yedirir!.. Hem de en mümbit toprağın olduğu yerde!.. Çünkü her tohum,  gebe değildir başka bir ferde, yalnız kendi nefsini taşır bazısı, ama öyle yazılmışsa yazısı... Kimi bazen milyonları yüklenir, ardından neslinin ummanı gelir!.. İnsan da bir tohum… His de… Fikir de… Eğer bunlar için, Rabbim diler de, engin bir bereket takdir ederse, neye baliğ olur her biri en son, kim sığdırabilir bunu idrake?!.. Hiç kimse!.. Hiç Kimse!..”

“Niyaz” isimli mensur şiirin ilk bölümü bu… Bu şiirle maruftu Enver, bu şiir Enver’di ve “Yalnız Yolcular…” Ben öyle görüyor, öyle idrak ediyordum…

Niyaz’ın mevzuu dâvanın ateşini taşımak… Şu beşer ormanında yalnız kendi nefsi için yaratılmamış, kalabalıkların uğultusunu içinde taşıyan insanlar var; insanların hüner ve marifetlerini bütün insanlığın hayrına kullanmasını isteyen gönül adamları var... Dâva adamı dediğimiz kişilerdir bunlar...

İşte Enver Topsakal bu insanlardandı…

Bugün terör belâsı, dâva adamlarını militan ismi altında karalarken ve meydanlarda gerçekten çirkeflikler ve katiller kol gezerken ki bu beynelmilel devlet terörüdür aslında, divâneler kozalarına çekilmeye mahkûm edilmişlerdir…

Ve belki asıl plân da budur; yâni, iyilerin, iyi atlara binip gitmeleri ve cemiyetlerin çakallara kalması... Beynelmilel terörün gayesi belki de budur... Ve bunu beşer akıl ve tâkatinin her cephesiyle ruhlara kazımaktalar; maksat ve garaz, beşeriyeti emperyalist emellere râm etmek...

Bizim dünya görüşümüze göre oluklar çift, birinden nûr akar, birinden kir… Bu dünyada iki savaş, iki cenk, iki cihat var; iki, yani ulvi ve süfli… Enver Topsakal, ulvi cihat’ın bir askeriydi; gönüllü, samimi, candan...

Bu dünyanın cennetleşmesi için icâp eden asgari hasletlerden en mühimi de budur; içtimâi yaşamak, aksiyon... Bu meyânda üç tarif: Dost… Neşemize neşe katan, yaralarımıza merhem olan… Dâva Adamı… Kendini cemiyetinin ihyâsına arz eden… Silâh Arkadaşı… Memleketini itilâlara taşımak için çırpınan…

Cihât, derken Cumhuriyet nesline yutturulan yalancı dolmadan bahsetmiyoruz, belki en ulvi temsilden, cennet hayalinden bahsediyoruz, dikkat; adam öldürmekten değil, ruhları diriltmekten bahsediyoruz… Hapishane değil, şifahane… Bu mânada Enver’e “hekim” demeli…

 

5. ÖVGÜ

Kör ölür, bâdem gözlü olur, diyen tiplere uzağız… Mezar taşları gibi yalan söyleyenler bizim zıddımız… Riyâ, poh poh, meddahlık, yalaka; bizim, nefret kustuğumuz kir çanakları... Biz, insanların hasletleriyle cemiyete aksetmelerinden zevk alan tıynettteyiz... Bu haslet ve melekeler fâzilettir ve milletlerin bekasını temin eden yegâne unsurlardır... Cemiyeti uğruna yaşayanların zihniyetini sormayız…

 

6. ENVER TOPSAKAL

Evsafı; ışıltı, parıltı, sayha; bir gök kuşağıydı o… Bir tavus kuşu kanadı gibi rengârenkti… Estetik  zevke mâlikti, plâstik zevk sahibiydi… Ambalaj zarafeti, vitrinleme mahareti ve kalıplarda  tebellür açısından bir istidat idi... Arkadaş kitabımın nadir sayfalarından biri; dâva dostum, arkadaşım… Sanatkâr ruhlu, âlicenap, asil, dürüst, hamiyetli, hakkaniyetli, dâva adamı…

Böyleyken dâva adına, kaybolan bir kıymet… Hep demişimdir, onu, bir aylık sanat dergisinin başında görecektiniz... İnsanın, boşa geçen günlere ağlayası geliyor! Milyonlarca benzeri olsa idi bu topraklarda şadüman olurdu bu cânım vatan, diye düşünüyorum…

 

7. MEKTUP

Belki 2000 senesine kadar mektup en mühim haberleşme vasıtasıydı memleketimizde… Âlet edevat, teknoloji yoktu memleketin neredeyse tamamında… Medya, internet, zaten yoktu; telefon, yaygın değildi, olan da çok az bir zümrenin emrindeydi…  Mektuplaşmak, en ciddi durumdu, mecmua çıkarmak gibiydi…

Ben edebi sahada, ilk mektuplarımda görünmüşümdür, haftalık dergim mektuplarımdır... Mektuplarıma bütün vecd, heyecan ve ruhumu akıtmışımdır… 2000’e kadar, dâva ve içtimai hayat mevzuunda bütün hantallığına rağmen mektuplaşmak en hızlı metottu… Birbirimizden en ucuz, mektup vasıtasıyla haberdar olabiliyorduk…

Enver’le ilk mektuplaşmamıza vesile olan ayrılık, bütün zehrine rağmen vuslat dâvetiyle doluydu… Ümitti, iştiyaktı, hasretti… O zaman hasretin dev ağırlığını nasıl da hmiştim…

Şimdi öyle mi, Enver gene gitti ve bambaşka bir âleme uyandık şimdi… Ve ben bu gidiş arkasından şâhane bir kompozisyon çıkarmak istiyorum şu ân; içimi dökmek istiyorum sayfalara gürül gürül… Gönlümün bütün hararetini kutupları eritircesine dışa vurmak istiyorum… Kalbimin bütün güzelliklerini bir tas şerbet gibi sunmak istiyorum… Kırk altı senelik bir göllenmeyi bir kovaya sığdırmak istiyorum…

Teessürler doluyor göğsüme istemesem de; gitmesini istemiyorum, hele de ebediyen… Gene mi ayrılık, gene mi buluşmalar kaldı mahşere… Yeisin mahzenlerinden mi seslenecektim sana Enver… Hâlbuki Allah için muhabbetin, dâvanın destanı olmalıydı bu satırlar…

 

8. HASTANE

6 Mart 2020 Perşembe… Enver Topsakal, bugün ciddi ağırlaştı… Allah bilir, ancak görünüş vedâya doğru… Halbuki, daha ne faaliyetler plânlıyorduk; mecmua çıkarmak, şiir programları, vesaire… Belki de bize bir otuz sene daha lâzımdı…

Bütün hedefim, büyük bir zuhur hâlinde, ihtişâmla tecelli etmekti; bütün hazırlığım bunaydı… Fakat, dağ fare doğurdu, kocaman bir hiç olarak ömrümüzü kemâle erdirdik…

Keza, Enver’i ebediyete gönderirken devlet merâsimi gibi ve hatta daha şaşaalı uğurlamak isterdim, haddizatında bunu hak edendi, lâyıktı buna… Enver’i ve de bir çok sevdiğimi ölümü ile değil de “portresini çizmek için” yazmak isterdim; muhteşem, şâhane bir portre çizmek isterdim onlara… Nasip…

 

9. USUL

Hilkatinde kahramanlık olmak ayrı kahraman olmak ayrı… Enver, fıtratında, kahramanlık istidatı olan bir kişiydi… Onu, çevresine gülücükler dağıttığı için sevmek nerde, onun bâtınındaki kahramanlık cephesine hayran olmak nerde… Biz, işin bu cephesindeyiz…

Enver dâvanın işçilik ve nakışındaydı; ben teorisinde, edebiyatında… Sezmek fakat fazla bilgiye iltifat etmemek; Enver buydu… Lâkin, işi bilenlerden daha net ve güzel yapıyordu…

Bir amele gayretiyle nakışlandırıyor, bir mütefekkir gibi iş çıkarıyordu; ruhunun gözleriyle görüyor ve işliyordu… İlhamını eşyaya nakşediyordu o…

İşte aksiyon…  İşte, fikrin eşya ve hâdiseler üzerinde nakşı… Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz… Enver, bilgi girdâbına inmeden biliyor ve bilenler gibi inşa ediyor… Enver dâva adamıydı ve mesleği icâbı, minibüsçülük yapıyordu, kütüphaneye kapanamadı…

Enver, mizâç olarak pratik adamıydı, aksiyona yatkındı… Günlerce, aylarca bir nakış için uğraşır, bir nakkaş, bir ressam gibi vecdini işlerdi taşa, kâğıda, beze… O, bir plâstik mimardı…

“Şiirde her kelime, kendi zatı ve öbür kelimelerle, nispeti yönünden şâirin gözünde, içine renk renk, çizgi çizgi ve yankı yankı cihanlar sığdırılmış birer esrarlı billûr zerresidir... Şâir bu kelimeleri göz bebeğine ve kulak zarına dayayarak seçer, dizer, kaynaştırır, bütünleştirir; ve bir simyacı hüneriyle terkibini tamamlarken, iç şekli, kendi içindeki mânâ heykeline eş olarak, kalıba döker...”

Enver bunu dekor ve nakışta yapıyordu, insiyaken, sevkitabiî olarak… Kendi kendine büyüyenden şaheser beklenmez diye, Enver, şaheser vermemiş farz ediliyorsa, bu, ona büyük haksızlık yapılıyor demektir… Sağlığında mükâfatlandırılmalıydı, terfi ettirilmeli, tebrik edilmeşiydi Enver…

Bugüne kadar hep ölülere liyakat nişanı verildi, diriler menfaat devşirir diye… Nobel Mükâfatı ne demeyin, o, menfaat devşirmeye matuf ayrı bir oyun… Beyin göçü meselesi de menfaat karşılığı ruhlara tahakküm… Kimse Allah için bir iş işleme peşinde değil yahu… Bozalım bu oyunu… Gelin canlar bir olalım, münkire kılıç çalalım, Hüseyn’in öcün alalım, tevekkeltü tealallah…

Evet, Enver’i gösteriş meraklısı görenler vardı… Fakat dâvanın vakarını taşıma hissiyatını yaşatıyor olduğunu ise dillendiren yoktu… Kaldı ki bir insan, dâvasını aziz ederken, kibirli görünse de ne gam, o kibir, onun için, ecir olur… Yeter ki kıvamı tuttursun, âhenk elden kaçmasın…

 

10. AKSİYON

Aksiyon, kudrettir, mücerret kudretin, işte, iş üzerinde, iş hâlinde, şuurlu olarak, tecelli ve cümbüşü, demektir… Aksiyon, bir işin mücerret mânası, kıymet hükmü… Gaye ve muradı olmayan iş, kendi kendisinden ibâret iş, madde plânına bağlı, miskin kıpırdanışlar aksiyon değil, akt… Aksiyon, fiilde erimiş fikir; bir fiil ki, onu meydana getiren fikrin tercümanı… Aksiyon, fikrin eşya ve hâdiseler üzerindeki nakşıdır…

Güzeli göstermek ve güzeli inşa etmek… Enver bunu yapandı… Teori, kaaldir; hâl bambaşka bir şey… Lâkin kaalin hâli de ayrı bir keyfiyet, muhteşem bir şey… Bizim gözümüzle, Akçaabat peş peşe üç kıymetini kaybetti; folklorda Şenol Şentürk, tarihte Kadir Mısıroğlu, nakış ve dekorda Enver Topsakal… Aksiyonun büyük kayıpları bunlar…

Türlü değerlendirmeleri birer çeşni, zenginlik, mozaik sayarsanız; hakikat şu, bu üç isim Akçaabat’ın şânına şân katan çehrelerdi… Bunlar hudutlarını aşan, hudutları aşan zâtlardandı… İşinin ufuk noktasına varmak istemek kahramanlığın birinci alâmetidir…

Benim bir idealim var; insanların büyük taraflarını, kahraman cephelerini mahyalaştırmak; çehrelerini tablolaştırmak, kafa kâğıtlarını portreleştirmek… Ruh portreleri ile insanlarımızı tablo tablo arz etmek; kıymetlerini izhârla onları daha bir semerelendirmek… Bu noktada ilk teşebbüsüm Necip Fâzıl’ı Anlamak ve onun ham bir meyvesi Son Hamurkâr… Sonra mahalli gazetemizde teşebbüs ettiğim Sönmeyen Güneşler tefrikası ve Rüzgâr Topuklu Adam’la noktalanan en kemâlli verimim…

 

11. ÇEHRELER

Muhitimden, ilk plânda şu isimlerin çehresini billûrlaştırmak isterdim: Mehmet Salih Atadinç, Mahmut Haydar Ustaoğlu, Celal Mermertaş, Hayrettin Yazıcı, Osman Kaymak, Hüseyin Gedikli, Yusuf Şentürk, Hasan Fahri Şaylan, Sıtkı Lermioğlu, İsmail Topal, Yılmaz Topal, Ahmet Taş, Mehmet Eren Gedikli,  Fatmagül Kolcu… Vesaire… Şimdiden kaç kişi oldu…

Kızıl Tablolar’da bazı işaretler vereceğim bu isimlerden, şiirlerle portreler vereceğim… Lâkin hiç birini maalesef kemâle erdirebilmiş de değilim… Ne tâlihsizlik… Kendi portremi şiirleştirdim bir nebze ancak kafa kâğıdımı ikmal edebilmiş değilim hâlâ…

Sâdece şiir bahsinde, gönlümce olmasa da bazı muvaffakiyetler kesbettiğim kanaatindeyim ve bu noktada kalbim bir nebze olsun müsterih: Yalnız Yolcular, Çile Yaprak Yaprak Aç, Derin Çizgiler, Ürperti, Arş’a Çevrili Nazar, Sızıların Destanı…

 

12. KAHRAMAN

Devlet ve millet açısından bakmalı hayata, gerçek hayatın yolu bu istikametten geçer; bunu yapabilen içtimâi adamdır, yâni, kahraman… Her canlı, bizzat kendi nefsi için yaşar; bu hüner, içtimâi yaşamak ise mârifettir… Güneş gibi yan âlem aydınlansın, mum gibi dibine ışık vermeyen olma… Tevâzün temin edildi mi adalet ve hak tecelli imkânı bulur, hukuk doğar… Enver, kâmil mânada değilse de mârifet ehliydi… Her mücâhit en az Enver Topsakal olmalı ki, şer ülkemizden beri olsun…

Allah için sevgi, nedir diye bilmemek büyük fâcia; yani divâne, dâva adamı, Mecnûn olmak nedir diye bilmemek… Enver’i görmek istediğim yer itibariyle, ki bu şiir kitabımda, Salih Mirzabeyoğlu’na dâir sitem ve fikirlerin bulunduğu, Yokuşlar-Hasret Olukları faslı gibi bir yerdi, öyle muazzam bir tahsis… Bu tahsis, Enver Topsakal’a dair bir muhabbet nârası addedilmeli…

İşte o fasıldan şiir isimleri: Nizam-ı Âlem, Dostun Gözleri Işıldıyor Karanlıklarda, Yalnızlıklar, Bu Mısralar Küf Bağlasın, Kaderden Bir Satır, Dostluğa Dair… Evet, Enver’e ithaf ettiğim, Dostluğa Dâir, isimli şiirim bir sitem; lâkin, öyle bir sitem ki, içinde güneşler gibi patlayan bir aşk var, muhabbet var, sevgi var… Daha ne olabilirdi ki… İşte:

 

13. DOSTLUĞA DAİR

Enver Topsakal'a... Bir gün hasretleri bitirmek ümidiyle...

 

Şeytan diyor ki şu müzmin sükûtu,

Bir nefesle dağıt, süpür, ezele!

Uyalım mı ona? O kara kutu,

Ben ak kanatlı kuş... Deprem, zelzele...

 

Bu mısralar dostum ışığa akın;

Karanlığı yırtsın, göğü tarasın!

Ürkek ahûlara dokunma sakın;

Kanayan kalbimde rızık arasın!

 

Gidişin o gidiş, donuşun donuş;

Alnımı öpüyor buz gibi boşluk!

Sen gümüş pençeli, zer gagalı kuş;

Bu nasıl bir uyku, nasıl sarhoşluk!

 

Sevilmek büyük şey, sevmek zor mu zor;

Âh… Kalbimi sevdâ bin koldan sarmış!

Yasak kapıları bak tırmalıyor;

İnsan gâiplerden sesler duyarmış!

 

Yıldırımlar düştü, yüreğim harap;

İliğimden Mecnun bin yıl içmiş süt!

Yaklaştı yıldızlar, başımda mehtap;

Ülfet, dallarından sır akan söğüt!

 

İdrak etmişiz ki nazar Allah’tan;

O dilerse gönül bülbüle döner.

Gülüm, asla medet ummam izahtan;

Hasret ancak vuslat gölünde söner.

 

Gücendim, üzüldüm, kırıldım, küstüm;

Bu sitem sineni ko yaralasın!

Dipnotu şiirin altına düştüm;

Kader perdesini kim aralasın!

 

Güzel, zengin, ulu olan sevilir;

Bu yollarda telâş, kol kol kafile.

Benimse yüreğim aşkla gerilir;

Dâvasız yürekler çarpsın nâfile…

 

Kevser suyuna bu istiğna nedir?

Nasıl olmuş böyle gaflet kocaman!

Aşk yurdu ebedi bir virânedir;

Bivefa elinden ya Rab el aman!

 

Bu mektup başlangıç... Ruhuna dolsun!

Sakın afyon verip uyutulmasın!

İhmal suru artık yerle bir olsun;

Gül kokulu günler unutulmasın!

 

(OCAK, 1984)

 

Not: Enver’le tekrar buluşmamız Marmara Depremi (1999) ile oldu, sılaya döndüler... Bu şiirde bir  tecelli oldu diyebiliriz; birinci kıtanın son  mısraına dikkat: Ben ak kanatlı kuş... Deprem, zelzele...

 

14. TABLO

 

7 Mart 2020 Cumartesi 16.18

“Şiir Sayhası,” sustu, güneşe zifir çöktü…

Kale düştü, bahçede rüzgâr çınarı söktü…

*

Elveda Enver Topsakal…

Elveda dostum…

*

Elveda câzibe, şaşaa, ihtişâm…

Elveda Son Osmanlımız…

*

“Niyaz” ve “Yalnız Yolcular,” yetim artık…

“Sayha şiir,” sensiz, per-perişan şimdi Akçaabat’ta…

*

Daha kaç günümüz var, bilemeyiz fakat görünen odur ki

yüreğimiz attıkça yaşayacaksın…

 

*

Enver, arkandan bu kıymet hükümlerini yazdırmak sana nasip oldu, tek tesellimiz bu…

Ya biz… Belki de biz, bir tırtıl gibi gidecek, unutulduğumuz bile hatırlanılmayacak…

 

15.  İKTİBAS

 

Cemil Meriç’in Kemal Tâhir’e tevcih ettiği şu sözleri Enver’e tahsis ediyorum… Enver Topsakal, için son sözü Cemil Meriç söylesin, sâdece Kemal yerine -Enver koyulacak:

 

“Dost bir sesti Kemal-Enver, okşayan, inandıran bir ses… Ama bu yumuşak sesin arada bir korkunçlaştığına da şahit olurduk… Bir vicdanın sesiydi bu... Melânetlere meydan okuyan bir say­ha idi… Yalanları silip süpüren bir fırtına... Kemal-Enver, her namus­lu aydının yol arkadaşıydı, yol arkadaşı ve zaman zaman kı­lavuzu… Hataları, hepimizin hataları... Vahşi cenk çığlıkla­rı atarak birbirlerine saldıranlar, onun husumet duvarları­nı yıkan büyük sabrından ve anlayışından ders almalıdırlar… Kemal-Enver, bu ülkenin yani hepimizindir... Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı…

*

O hayat ve hareket dolu adamın ölümüne hâlâ inanamıyo­rum… Ve dudaklarıma Sadi’nin mısraları düğümleniyor: “Eyyam-ı baharest, gul-u, lâle-u nesrin; /Ezhak berayent ve tü der hâk çeraği… Bahar olmuş, çemenler, lâleler, güller, bütün bitmiş; gülüm, bir sensin ancak bitmeyen hâlâ şu topraktan…”

 

16. TOPRAK

8 Mart 2020 Pazar… Enver Topsakal, toprakta…

Aman ya Rabbi…

 

17. TEBRİK

Yedi sene evveldi, Enver’e kendimce bir tablocuk sunmuştum…14 Mart 2013 Perşembe, Akçaabat… O gün hicap duymuştum, cilve zanneder diye, şimdi benim tesellimdir bu… Kadrini zamanında bilmek faslına dâhil edilsin bu… Ve, Enver, büyük bir zarafetle  bu tabloyu tablolaştırmıştı… Tekrar edelim, sene 2013, bir program sonrası kendisine takdim etmiştim…

*

Enver Topsakal…

Seni tebrik ediyorum…

Benim nazarımda,  Kadir Mısıroğlu’nun “Niyaz” isimli mensur şiirini  Davûdî bir sesle ve müstesna bir tarzla icra ve inşa ediyorsun…

Yine benim nazarımda,  benim “Yalnız Yolcular” şiirimi hâkim bir tavırla okuyor,  âdeta derin bir beste gibi terennüm ediyorsun…

Okuyuşundaki ihtişam ve sahnedeki heybetinle, neredeyse bu iki şiiri uhdene alıyor, sanki bizzat şairi oluyorsun…

Kezâ, benim nazarımda, bu iki şiirle aynîleşmişsin;  seni onlarsız, onları sensiz düşünemiyorum…

Seni yürekten tebrik ediyorum…

“Yalnız Yolcular Kervanı”nı,  böyle çok uzaklardan ve usul usul değil de,  mahrem yakınlıklardan ve gayet süratli bir surette takip etmen,  kalbi dileğim, içten niyazımdır…

“Bu mısralar dostum ışığa akın; /Karanlığı yırtsın, göğü tarasın!

Ürkek ahulara dokunma sakın; /Kanayan kalbimde rızık arasın!”

İnşallah,  daha binlerce, milyonlarca şiir inşadına imkân bulur,  hep sıhhatli ve bahtiyar olursun…

Hürmet ve muhabbetlerimle…

Esselâm…

14 Mart 2013 Perşembe, Akçaabat…

 

18. UĞURLAMA

 

Enver Topsakal...

Selâmetle git âfiyetle gel...

 

Her kalkan gemide kalır yüreğim;

Yüreğim kıvrılıp süzülen kuşta,

Hep hasret devreder suda küreğim;

Yüreğim burulur süren yokuşta.

 

Bir mendil sallanır bir yaprak düşer;

Omuzuma ipek eller dokunur.

 

Hasret, ne de yaman açılır perden;

Yüzüm yol yol solar, benzim sararır!

İçerlerden, kuytu, ıpıssız yerden;

Beyaz eller iri güller koparır!

 

Dertler yüreğimde çukurlar açar;

Yaş olur gözümde yalnız doruklar!

 

 

19. MEKTUP: HİTÂMUHU MİSK

 

Enver’in Hasret yazısı, kendi elinden…

 

 

 

 

Kaynak: Editör: Cemil Bıyıklı
 
Etiketler: , ENVER, TOPSAKAL’A, VEDÂ,
Haber Videosu
Yorumlar
Öne Çıkanlar
Ulusal Gazeteler
Bu Haftaki Sayımız
Alıntı Yazarlar
Anketler
Haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Fatih Karagümrük
7
0
0
1
2
3
2
Galatasaray
6
0
0
0
2
2
3
Alanyaspor
6
0
0
0
2
2
4
Fenerbahçe
4
0
0
1
1
2
5
Hatayspor
4
0
0
1
1
2
6
Antalyaspor
4
0
0
1
1
2
7
Beşiktaş
4
0
0
1
1
2
8
Göztepe
4
0
0
1
1
2
9
Kayserispor
3
0
1
0
1
2
10
Sivasspor
3
0
1
0
1
2
11
BB Erzurumspor
3
0
1
0
1
2
12
Kasımpaşa
3
0
1
0
1
2
13
Denizlispor
1
0
1
1
0
2
14
Yeni Malatyaspor
1
0
1
1
0
2
15
Gençlerbirliği
1
0
1
1
0
2
16
Trabzonspor
1
0
1
1
0
2
17
Gaziantep FK
1
0
1
1
0
2
18
Konyaspor
1
0
0
1
0
1
19
MKE Ankaragücü
0
0
1
0
0
1
20
Çaykur Rizespor
0
0
2
0
0
2
21
Başakşehir FK
0
0
3
0
0
3
Arşiv
Haber Yazılımı